Teokratik Düzen Ne Demektir?
Teokratik düzen, Hıristiyanlara mahsus bir idare şeklidir. “Fikrî kaynağını Hıristiyanlıktan alan bu doktrin, papaz ve kilise hâkimiyetini getirmiştir. Bir ara bütün Avrupa’nın siyasî rejimi olarak da görülmüştür. Teokrasi, devlet iktidarının kaynağını, ilâhî bir iradede arama gücünden ortaya çıkmış ve Hıristiyan rûhânîlerinin eliyle yürütülmüştür.”[1]
Batıda tatbik sahası bulan teokrasinin tarihi gelişimi şöyle olmuştur:
“Hıristiyan halkın papazlara gösterdiği hürmet ve bağlılık karşısında papazlar, her türlü iktidarı ellerinde tutmak için bizzat tespit ettikleri yeni bir idare şekli getirdiler. Bu idare tarzı görünüşte papazlar tarafından yürütüldüğü ve dinî bir şekil arz ettiği için “dinî hâkimiyet” mânâsında olarak “teokrasi” diye isimlendirilmiştir. Böylece bu idare şekli, Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, “Ruhbanlara kayıtsız şartsız teslimiyet ve körü körüne taklit” anlayışı getirmiştir. Bu anlayış neticede yine Bediüzzaman’a göre, “Papazların ve rûhânî reislerin riyaset ve tahakkümleri” şekline dönüşmüştür. Böylece, kendine has özellikleri olan bir tatbikat ortaya çıkmış, bunun adı da “teokrasi” olarak bilinmiştir.
Günümüz siyasî literatüründe hâlen kullanılmakta olan bu terim, geçen asrın sonlarında yetişmiş büyük hukukçu ve tarihçilerimizden Cevdet Paşa tarafından özetle şöyle tahlil edilmektedir:
‘Hıristiyan devletlerinin hükümetleri iki bölüme ayrılır: Biri dinî, öteki cismanî hükûmet. Dinî hükûmet, Katolik mezhebinde Papa’nın hükümetidir ki, bütün rahiplerin âmiri ve kiliselerin reisi olup, Hz. Îsâ’nın vekili olarak kabul edilir. Bütün Katolik ülkelerde Papa’nın rûhânî riyaseti yürür. Vaktiyle Avrupa’da rûhânî hükümdarlar papaların elinden çok eziyet çektiklerinden, yavaş yavaş papalık nüfusunu azalttılar.’
Bundan anlaşılıyor ki, Batıda biri maddî, diğeri mânevî kaynaklı iki iktidar vardır. Papalar Hıristiyanlık adına dinî iktidarın, krallar ise dünyevî iktidarın sâhibidirler. Teokrasinin bu bakımdan en belirli yönü, devletin iktidar unsurunu maddî ve mânevî olarak ikiye ayırma ve mânevî yönü kendine mal etmesidir.”[2]
Yukarıdaki izahlardan anlaşılacağı üzere, İslâmiyet’in teokrasi ile hiçbir alâkası yoktur. Tamamen batıya has bir siyasî tatbikat şeklidir. Bu doktrin İslâm’ın muhtevasında mevcut değildir. Merhum A. Hamdi Akseki de aynı durumu “Müslümana Büyük İlmihal” eserinde “Halifenin, Müslümanlar nazarındaki mevkiini, Frenklerin “teokratik” dedikleri ilâhi sultan ile karıştırmamak lâzımdır.” diyerek bu konuyu geniş olarak izah etmekte, teokrasinin İslâm hakkında geçerli olmadığını ve İslâmiyet’te bulunmadığını ifade etmektedir.
[1] Mürsel, a.g.e., s. 254.
[2] Mürsel, a.g.e., s. 255.

Bu konuda geri bildirim bırakın