Kur’ân’ın Fâtiha’da Dercedilmesi
Cenâb-ı Hakk’ın kudret kalemiyle yazmış olduğu şu kâinat kitabındaki birçok meseleler ve hâdiseler, Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı hususlara alâmet ve işaret oluyor. Şöyle ki:
Kur’ân-ı Kerîm’in bir tek sûresine, hatta bir tek kelimesine veya bir harfine dahi nazire getirmek beşer tâkatinin çok fevkinde olduğu gibi, şu kâinat kitabının bir tek cümlesi olan bir ağacın veya bir tek kelimesi olan bir elmanın ve bir tek harfi olan bir çekirdeğin nâzirini getirmek de beşerin haddi değildir.
Cenâb-ı Hak, bir ağaçtaki bütün mânâları süzüp çekirdekte cem’ettiği gibi, bütün Kur’ân-ı Kerîm’i de süzüp Fâtiha’da cem etmiş bulunuyor. Bazı haddini mütecâviz[1] kimseler, Fâtiha’nın mücmel bir tercümesini getirerek, “Bütün Kur’ân, mesela sûre-i Yâsîn bunun neresinde?” diye ahmakane suâl ediyorlar. Bu suâlin cevabına muhatap olabilmek de büyük bir ilimle olabileceğinden, meseleyi basit olarak şöyle izah ediyoruz:
Elimize bir elma çekirdeği alarak o şahsa soruyoruz: “Yapraklar bu çekirdeğin neresinde? Dallar neresinde yazılı? Çekirdeğin kökü nerede?” Mezkûr[2] şahsın bize vereceği cevap şöyle oluyor: “Bu çekirdeği toprağa atıp beklemek veya bu mesele ile ilgili ilmin derinlerine varmak lâzımdır ki, mesele anlaşılsın.”
İşte, kâinat kitabında durum böyle olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerîm’de de böyledir. Fâtiha çekirdeğinin nasıl büyüdüğünü ve ondan Kur’ân ağacının nasıl çıktığını anlamak için de beklememiz, yani bunun için lüzumlu ilmi tahsil etmemiz lâzım geliyor.
[1] Mütecâviz: Geçen, aşan, tanımayan.
[2] Mezkûr: Adı geçen, sözü edilen, yukarıda anılan, zikrolunan.

Bu konuda geri bildirim bırakın