İhkak-ı Hak[1]
Cenâb-ı Hak, kaplana koyun başı, koyuna da kaplan başı taksaydı; yırtıcı bir baş şeklinde tezâhür edecek olan bu hâlden, ne koyun ve ne de kaplan memnun olmayacaklar ve cesetlerinden istifade edemeyeceklerdi. İhkak-ı Hakk’ın tecellîsiyle durum böyle olmamış; hem kaplan hem de koyun lâyık oldukları başı bulmuşlardır.
Kedinin avı fare olduğu için Cenâb-ı Hak, ona gece gören göz, çevik bir vücud ve parçalayıcı tırnaklarla teçhiz edilmiş ince hareketli ayaklar vermiştir. Bütün bu cihâzatla donatılan kedinin kuyruğu koyun kuyruğu gibi olsaydı, bütün bu teçhizat hikmetsiz olurdu. Demek ki ihkak-ı hakkın tecellîsiyle bir kedinin cesedi; gözünden kuyruğuna, gövde yapısından sindirim sistemine kadar tamamen rûhuna uygun bir şekilde yaratılmış ve bu madde mânâ birliği ile kedi, hayatını idâme ettirebilmiştir.
Bütün hayvanlara bu tarzda bakıldığında, her hayvan, nev’i için beden ruh münasebetinin son derece hikmetle tanzim edildiği; yani her rûhun kendine uygun bedeni bulduğu görülecektir.
Bunun en bâriz misâli ise, insandaki ruh beden münasebetidir.
Meseleye diğer bir açıdan baktığımızda, cesedimizin büyüdüğünü ve kâinatın hâlini aldığını görürüz. Bu büyük bedende âzâların yerlerini semâdaki güneş ve seyyareler, gözün yerini güneş, kulağın yerini sesler âlemi, dilin yerini tatlar âlemi, burnun yerini kokular taifesi, hâfızanın yerini Levh-i Mahfûz,[2] hayalin yerini âlem-i misâl,[3] kan damarlarının yerini ise akarsular almıştır. Bunların hepsi canlılara, hususan insana göre tanzim edilmiş ve hizmetine verilmiştir…
[1] İhkak-ı Hak: Hak sâhibine hakkını verme.
[2] Levh-i Mahfûz: Her şeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı.
[3] Âlem-i misâl: Bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

Bu konuda geri bildirim bırakın