İnsan, Millet ve Devlet

İnsan, Arzın Hâlifesidir

İnsan, Arzın Hâlifesidir

Cenâb-ı Hak, bir âyette meleklerine hitaben mealen şöyle buyurmaktadır:

اِنّٖي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَلٖيفَةً

“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.”[1]

Bu âyet, Elmalılı tefsirinde şu şekilde açıklanmıştır:

“O halifeye kendi irademden kudret ve sıfatımdan bazı selâhiyetler vereceğim. O, mahlûkatım üzerinde birtakım tasarrufata sâhip olacak ve benim nâmıma ahkâmımı icra edecek. Benim emir ve kanunlarımı tatbike memur olacak.”

Evet, Cenâb-ı Hak “Arzda bir halife yaratacağım” dediğinde, kendilerini istişare makamında gören melâikeler, bir taraftan ondaki şerefi takdir ettiler, diğer taraftan da korktular. “Acaba bu selâhiyeti alan bu mükerrem halife, istîdatını hüsn-ü istimal[2] edebilecek mi? Yoksa bunu kendi hesabına icraya kalkışarak, yeryüzünü fesada mı verecek?” diye endişelerini ifade ettiler.

Cenâb-ı Hak arza halife olarak yarattığı insanın maddî vücudu için bütün kâinatı yarattığı gibi, rûhunun teâlî ve tekâmülü için de Kur’ân-ı Kerîm’i göndermiştir. İşte insanın Cenâb-ı Hakk’ın yanındaki şerefi, itibarı, kıymeti ve halife-i arz olması buradan da açıkça anlaşılmaktadır. Öyle ise insan, kendini ve kâinat kitabını okur ve ondaki harika sanatları tefekkür ve temâşâ ederse, o zaman “halife-i arz” unvanına layık olduğunu gösterir.

Evet, Cenâb-ı Hakk’ın, arzın halifesi olan insana ikram ettiği nimetler, akılları hayrette bırakacak kadar büyük ve nihayetsizdir. Zira Allah, yıldızları, denizleri, dağları, ovaları, bağ ve bahçeleri, bitki ve hayvanları onun istifadesine sunmuştur.

İnsanın Cenâb-ı Hakk’ın yanındaki şeref ve kıymeti o kadar büyüktür ki, bütün meleklerin ona secde etmesini emretmiştir. Bu emre itaat eden melekler büyük bir şeref kazanırken, gurur ve kibrinden dolayı bu emre karşı çıkan şeytan da ebediyyen Allah’ın rahmetinden kovulmuş ve lanetlenmiştir.

İnsanın diğer bir üstünlüğü ve şerefi de; Cenâb-ı Hakk’ın onu kendisine muhatap kabul ederek, Kur’ân vasıtasıyla onunla konuşması ve kelâm sıfatını onda tecellî ettirmesidir.

Cenâb-ı Hak insanla konuşmayı çok sevdiği için beş vakit namazı emretmiştir ki, namaz vasıtasıyla insan ile günde en az beş defa konuşsun. İnsan, nâfile ibâdetler, dua, zikir ve Kur’ân okumakla da Cenâb-ı Hak ile mükâleme[3] şerefine her an ve her yerde nâil olabilir.

İnsanın kendini okuması, enfüsî ve âfâkî tefekkür yapması ve Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini hakkıyla yapıp yasaklarından kaçınması ile ancak emin bir halife-i arz olur.

“Cenâb-ı Hak insanı bütün esmâsına câmi bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeherâtını[4] tartacak, tanıyacak cihâzâta mâlik bir mucize-i kudret ve bütün esmâsının cilvelerinin inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi[5] bir halife-i arz sûretinde halk etmiştir.”[6]


[1]       Bakara, 2/30.

[2]       Hüsn-ü istimal: Güzel kullanmak.

[3]       Mükâleme: Karşılıklı konuşma, söyleşme.

[4]       Müddeharât: Depolanmış şeyler.

[5]       Hâvi: İçine alan.

[6]       Nursî, Mektubat, s. 405.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X