Hakkında Yazılanlar

Kırkıncı Hocam-Şükrü Bulut

KIRKINCI HOCAM

Bizce uzun ve bereketli bir ömürden sonra… Sevdiklerinin ülkesine rıhletini hüzün yaşları içinde seyredenler, bakışlarını onun ardısıra bıraktığı talebelere ve hizmetlere çevirseler, elbette firakın herc ü mercinden az da olsa sekinet bulacaklardır…

Bizim neslimiz, onu Anadolu şehirlerinde, Üstadımızın diğer talebeleriyle dolaşırken gördü. Lisede okurken uzaktan uzağa gördüğüm Kırkıncı Hoca’nın yanına gideceğimi nereden bilecektim ki… 1976´ların güzünde, alışık olmadığımız Palandöken Sonbaharlarının soğuğunda Kümbet´e bitişik medrese içimizi o kadar ısıtmış ki… Daha sonra merhum Süleyman Arı Ağabeyin hibe ettiği arsaların üzerinde ellerimizle inşa ettiğimiz Süleymaniye’de… Süleymaniye Medresesi´nin bitişik olan dairede kalıyordu. Okula gitmediğimiz sabahlarda ekseriyetle beraber olurduk. Onun şefkatini, insanî iyi cephesine ve iç âleminin zenginliğine Süleymaniye’nin sabahlarında; Hanefîler, Selamiler, Oktaylar ve Merhum Nurettin’lerle şahit oluyorduk. Bir medrese hocasının; içtimaî konularda, haricî siyaset mevzularında ve mukayeseli tarihteki derinliklerinde, bilhassa kahvaltı sofralarında şahit olmuştuk.

TEBRİZ ŞİVESİ…

Talebeliğimizin ilk günlerinde, diğer dinleyicilerin can kulağıyla dinledikleri hocayı anlayamıyordum. Tebriz, Karadeniz ve Doğu ağızlarından oluşan bu şiveyi tamamen anlayabilmek için kuvvetli bir kulağa ihtiyaç varmış… Azıcık da sabır ve sebat… Uzun süre o derslere katılıp, manevî havayı soluyan birçok Batılı´nın; farkına varmadan Erzurum şehir şivesini çağrıştıracak tarzlarda konuştuklarına şahit olmuştuk… Uzaktan gelen talebeler ilk günlerinde kürsünün dibinde otururlardı… Belli bir kulak dolgunluğuna sahip olduktan sonra; Hoca´nın nüktelerini, lâtifelerini ve örneklerini uzaktan da anlayabiliyorlardı. Fıtrîliğim zirvesindeki konuşmalarını; sohbetlerini, münasebetlerini ve bilgilerini de benim gibi binlerce insan unutmayacaktır.

Medresenin yüz akı… Gece gündüz Tetebbuatta bulunduğu sair kitapların, onunla Nurlar arasına duvar örmemesine hep şaşırmışımdır. Klasik hocalardan en önemli farkı, zamanı tanımasıydı.. Muktezay-ı hale mutabık konuşmalarını da, onun zamanla mütenasip yürümesiydi.

HAYATI MEDRESEYE TAŞIYAN ADAM…

Kırkıncı Hoca’nın en önemli özelliklerinden bir tanesi, ilminden istifadeye gelenleri eski metotların klasik medreselerine götürmesiydi. Medreseyi hayata taşıyarak, günümüz insanlarının müşküllerine cevap aramasıydı. Şehrin mülkî erkânından, üniversitenin akademisyenlerine kadar… Siyasî partilerin temsilcileriyle diyaloğu mükemmeldi. Karanlık Kümbeti Risale-i Nur´larla aydınlatırken, Kurşunlu ve diğer medreselerde de etkinliği vardı. 1970´lerin başından itibaren Siyasal İslâma ilgi duyan mollalar, kendilerinden çok çekinirlerdi; ilim, zaman ve mantıkla muterizlere cevap verdi.

Erzurum’un fıtratını iyi biliyordu. Onun bu hasiyetini bilen Demokrat Siyasetçiler, gazeteciler ve akademisyenler, Karanlık Kümbet´e uğramadan Erzurum’dan ayrılmazlardı. 1977´li yılların sıkıntılı zamanlarında, merhum Demirel ekibiyle Erzurum’a çıkarma yapmıştı. Merhum Faik Türün Paşa’dan, merhum Feyzullah Değerli´ye kadar… Süleymaniye Medresesi’ne elli altmışa yakın vekil ve bakanın 1979´da Hoca´nın derslerine iştirakine şahit olmuştum. Askerlerin ve Halk Partililerin Siyasal İslâm´la sağı böldükleri 1970´li yılların başındaki musîbete karşı, merhum Demirel, 1977 seçimlerinde merhum Osman Demirci Hoca´yı kontenjandan Erzurum’da aday göstermişti. Merhum Cemalettin Kaplan’ın MSP için köy köy dolaştığı günlerde, Kırkıncı Hocam da bizi Erzurum’un en ücra dere ve bayırlarına göndermişti. Hayatımda hiçbir siyasî partinin kütüğüne ismimi yazdırmadığım halde, kırat bayraklarıyla bizi Erzurum’u karış karış gezdiren, Hocam´ın içinde bulunduğu meşveretti. Dış güçler, ihtilâlci askerler, komünist ve masonlar; CHP’yi tek başına iktidara getiremedikleri o tehlikeli zamanda, Erzurum ipi Demokrat olarak göğüslemişti.

12 Eylül 1980´in münafık ve derin Darbesinin Türkiye’nin nazenin tenine açtığı yara o kadar derindi ki… Birçok dinî cemaatler gibi Nurcular da farklı cephelere savrulmuşlardı. Farklı cenah ve cemaatlerde yaşadığımız zamanlarda da Yeni Asya, Kırkıncı Hoca´nın kıymetini takdir etti, onu üzecek bir yazı yazmadığı gibi birlik ve beraberliğe giden yoldaki maniaları gidermeye çalıştı. Hocamın rahle-i tedrisinde yetişmiş ulemâya sahip çıkarak, hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaşmasına yardımcı oldu. Âlimin ölümü âlemin ölümüne benzeten Efendimize (asm) selâm gönderirken, merhum Hocamıza da rahmet diliyor ve sevenlerine taziyetlerimizi arz ediyoruz. 

Şükrü BULUT

s.bulut@saidnursi.de

29 Şubat 2016, Pazartesi

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X