Peygamber Efendimiz

Hz. Peygamberin Şemâili

Hz. Peygamberin Şemâili

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) rûhunun güzelliği yani sîreti emsalsiz olduğu gibi, endamının güzelliği de emsalsiz ve hârikulâde idi. Bütün âzâları birbirine mütenâsip, düzgün ve dengeliydi. O’nun görünüşünde insanı rahatsız edecek bir şey yoktu. Bu bakımdan O’nun mübârek endâmı bakanların gözlerini kamaştırır ve hayrette bırakırdı. Bedeni nezih, kokusu misk-i amber gibi idi.

Allah Rasûlü (s.a.v.), tatlı dilli olmayı ve güler yüz göstermeyi sadaka saymış ve kendisi de bunu bizzat yaşayarak göstermiştir. Evet, Sevgili Peygamberimiz güler yüzlü, tatlı sözlü, gayet nezih, son derece halim, kerim, mütevazı, aynı zamanda vakarlı, heybetli ve şecaatli idi. Konuşurken sürekli tebessüm eder ve böylece insanların gönlünü hoş tutardı.

Hz. Ali’ye (r.a.) Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) beden yapısı sorulduğunda, O’nun özelliklerini şöyle ifade etmiştir:

“Rasûlullah (s.a.v.) ne çok uzun ne de kısa boylu idi. Saçları tam düz olmayıp biraz kıvrımlıydı. Şişman olmadığı gibi, yüzü tamamen yuvarlak da değildi. Rengi kırmızıya çalan beyazdı. Gözleri kara, kirpikleri uzundu. Mafsal kemikleri iri ve omuzlarının arası genişti. Avuçları ve ayakları dolgundu. Yürüdüğü vakit yamaçta yürüyormuş gibi sert adımlar atardı. Bir tarafa döndüğünde bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında Peygamberlik mührü vardı. Gayet yumuşak tabiatlı, muaşereti de soylu idi. O’nu ilk defa görenler, ilk anda ondan çekinir fakat tanıdıkça onu daha çok severlerdi. Kendisini tanımlayan kimse: ‘Ne ondan önce, ne de ondan sonra asla bir benzerini görmedim.’ derdi.”

Hz. Peygamberin şemâiliyle ilgili rivâyetleri en güzel bir biçimde derleyen Ahmet Cevdet Paşa, onun fizikî özelliklerini şöyle anlatıyor:

“Fahr-i Âlem, yaratılışça ve ahlâkça insanoğlunun en mükemmeli ve en güzeliydi. Rasûlullah’ın (s.a.v.) mübârek vücudu güzel, her âzâsı birbirine uygun, boyu gayet münasip, alnı, göğsü, iki omzunun arası ve avuçları geniş, boynu uzun ve düzgün, boyun rengi gümüş gibi berrak, omuzları, pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri ve parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Karnı, göğsü ile aynı hizadaydı. O şişman değildi. Ayaklarının altı çukurdu, düz değildi. Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü kuvvetliydi. Ne zayıf ne de şişman, ikisi ortası fakat sıkı etliydi. Mübârek cildi ise ipekten yumuşaktı.

Aşırı olmamak üzere büyük başlı, hilâl kaşlı, çekme burunlu ve oval yüzlü idi. Kirpikleri uzun, gözleri kara ve güzel, iki kaşının arası açık, fakat kaşları birbirine yakındı. Çatık kaşlı değildi. İki kaşının arasında bir damar vardı ki, hiddetlendiği zaman kabarıp görünürdü.

O Yüce Peygamber, parlak gül renginde, yani ne çok beyaz ne de esmer olmayıp, bu iki rengin ortası gül kırmızısına benzer beyaz, nûranî ve berraktı. Mübârek yüzünden âdeta nur parlardı. Gözlerinin akında hafif kırmızılık görünürdü. Dişleri, inci gibi parlak ve ışıl ışıldı. Söz söylerken ön dişlerinden nur saçılır; gülerken mübârek ağzından ışıklar çıkardı.

Saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düzdü. Uzadığı zaman kulaklarının memelerini geçerdi.

Sakalı sıktı. Fakat uzun değildi. Bir tutamdan fazlasını keserdi. Âhirete teşrif ettiği zaman saçı ve sakalı henüz ağarmaya başlamış; saç ve sakalında yirmi kadar beyaz kıl vardı.”

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X