Dava Arkadaşları

Bir Yıldız Daha Kaydı – Prof. Dr. Âdem Tatlı

Bir Yıldız Daha Kaydı – Prof. Dr. Âdem Tatlı

Semavatı aydınlatan maddî yıldızlar olduğu gibi, zemini de nurlandıran manevî yıldızlar vardır. Onlar kutup yıldızı gibidir; karanlığın sıkıcı ve boğuculuğuna karşı Kur’an’ın güneşini ve sünnetin ışığını tutarak etrafındakilere yol gösterir. İfrat ve tefritten kurtarmak için onların fikirlerine ve akıllarına istikamet ve nur, kalplerine kuvvet ve gıda, ruhlarına inkişaf ve terakki reçetesini sunar. Peygamber Efendimiz (sav) onlar için; “Âlimler yeryüzünün kandilleridir. Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir” buyurmuştur. 

Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamız işte böyle âlimlerdendi. O bir umman gibiydi. Onda âdeta bir okyanus enginliği ve anlayış zenginliği vardı. Günlük hadisatın dağlarvari ezici ve boğucu dalgaları onun âleminde sükûna erer, sessizliğe ve sakinliğe bürünürdü. Her hadiseyi muhakeme süzgecinden geçirir, Kur’an ve sünnet terazisinde tartar, tehüvvere kapılmazdı. Farklı kanaat ve düşüncedeki şahısları değil, fikir ve düşüncelerini nazara alır, ona göre cevap verirdi. İnsanlara değil, onların İslâm’a mugayir düşüncelerine karşı idi. Menfi fikirlere cevap verir, fakat şahısları nazara vermezdi. Bu bakımdan basın yayın âleminde hiç kimse ile söz dalaşına ve tartışmaya girmemiştir.

…

Alaaddin kardeşimle 1971 yılında Atatürk Üniversitesi Temel Bilimler Yüksekokulu’na Botanik okutmanı olarak göreve başlayınca tanıştım. O İşletme Fakültesi’nde bir yıllık asistandı.

1988 yılında Erzurum’dan görev değişikliği sebebi ile ayrılıncaya kadar Risale-i Nur hizmetinde ailece beraberliğimiz oldu. O Nur hizmetinde fani olmuştu. Biz günlük veya haftalık işlerden zamanımız kalırsa Risale-i Nur’la meşgul oluyorduk. O, Risale-i Nur hizmetinden vakit kalırsa dünyevi işlere göz ucuyla nazar ederdi. 

Sabah Üniversite lojmanlarından mesaiye gider, mesaiden sonra şehre inip Kırkıncı Hocamla Kümbet medresesinde buluşurdu. Hizmetin günlük değerlendirmesi yapılır, kahvaltı tarzındaki akşam yemeği medresedekilerle beraber yenirdi. Yatsı namazından sonra herkes farklı bir yere derse gider. Dersten sonra bu sefer Süleymaniye medresesinde Kırkıncı Hocamla çay sohbeti olurdu. Oradan geç vakit eve gelirdi. Hane halkı, “Alaaddin beye evi bir otel gibi” derdi.

Alaaddin kardeşim Kırkıncı Hocamın gönüldaşı, sırdaşı, iman ve Kur’an hizmetinde en samimi yoldaşıydı. Kırkıncı Hocamın çocuğu olmadığı için bir cihette o, manevi evladı gibiydi. Ona her türlü sırlarını açar, “Alaaddin Bey” diye hitap ederdi. Gerçi Kırkıncı Hocamın herkese hitabı ismiyle ve bey ifadesiyleydi. Sadece bizim için “Âdem Baba” ifadesini kullanır ve devamla; “Allah ahiret kardeşlerinizi çoğaltsın. Ben de sizleri ahiret kardeşi kabul ediyorum” derdi.

…

1970-1990 yılları Türkiye’nin en sıkıntılı yılları idi. Anarşi ve terör günlük normal hadiseler haline gelmişti. Eski komünist Sovyetler Birliği’nin Türkiye’yi komünist yapmak için özellikle gençler üzerindeki maddî, manevî çok büyük baskısı hissediliyordu. Bu dinsizliğin önünde Risale-i Nurlar kale gibi duruyordu. İnkâr-ı ulûhiyet fikrine bu eserlerle tatmin edici cevaplar verilebiliyordu. Akşamları üniversite yurtlarında veya medreselerde ya da evlerde yapılan Risale dersleri, Kırkıncı hocam yoksa Alaaddin kardeşimiz yapardı. Bu derslerde pek çok gencin elinde defter bulunur, Risale-i Nurlar’daki bahislerin açılımı ve konuyu anlaşılır hale getirmek için verilen misaller not edilirdi. 

Öğretim elemanları umumiyetle Üniversite lojmanlarında kaldığı için akşamları onların dersi burada olurdu. 

1970-1980 arasında daha fazla gence ve özellikle ortaöğretim gençliğine hitap etme metotlarının nasıl olması gerektiği, Risale dersinden sonraki öncelikli konular arasındaydı. Gençler, makale, roman ve hikâye kitaplarıyla ateizmin tuzağına düşürülüyordu. O halde biz de iman hakikatlarını bu metotlarla vermeliydik. 

Ama bizler roman veya hikâye yazacak edebiyatçılar değildik. Fakat bunun bir yolu olmalıydı. En azından kendi konularımızı yaratılış temasıyla bazı dergi ve basın organlarında gençlere ulaştırabilirdik. Alaaddin kardeşimizin başkanlığında haftanın bir akşamını gençlere yönelik makale hazırlama kursuna ayırdık. Kursa; tıp, ziraat, diş hekimliği, fen-edebiyat ile iktisadi ve idari bilimler fakültelerinden 15-20 kadar asistanla başlandı. Birkaç ay, edebî yazı çeşitleri ile bu konularda muvaffak olmuş yazarların eserleri üzerinde çalışıldı. Daha sonra herkesin kendi ihtisas sahasında ortaöğretim öğrencileri seviyesinde herhangi bir dergi veya gazetede yayınlanacak tarzda yazı hazırlayıp gelmesi istendi. 

Bir hafta sonra makalelerle gelindi. Herkes yazdığı makalede bir hata bulunamayacağından çok emindi. Her makale okunduktan sonra, konu başlığının metni yansıtmadığı, seviyesinin yüksek olduğu, tasvirlerin çok fazla yer aldığı, konuların anlaşılmaz ve muğlaklığı gibi değerlendirmelerle yazı hallaç pamuğu gibi atılıyordu. Bu değerlendirmelere tahammül edemeyenler çalışmayı bıraktı. Beş altı kişi buna devam etti. Daha sonra bu çalışmanın çok faydası görüldü. Birkaç yıla yakın devam eden bu çalışmaya katılanlardan hatırlayabildiklerim; Prof. Dr. Alaaddin Başar, Prof. Dr. İsmail Kocaçalışkan, Prof. Dr. Murat Sarıcık, Dr. İdris Görmez, Ömer Sevinçgül, Okutman Muhsin Bozkurt’tur.

…

Alaaddin kardeşimizin hemen bütün mesaisini ihlasla Risale-i Nurlara hasretmesi, Nurlardaki külli ve derin hakikatlerin, onun âleminde anlaşılır misallerle ma’kes bulmasına sebep olmuştur. Bunları kitaplaştırmış olması büyük bir kazanımdır.

O, devamlı iman hakikatlerini gençlere ulaştırmada günümüz teknik imkânlarının yol ve metodunu düşünür, bulduğu çözümleri çevresindekilerle paylaşırdı. Bunun için Erzurum’da bir büro ve stüdyo kurmuştu. Zafer Dergisi’ne çok destek verdi ve Sorularla İslamiyet sitesi de onun gayret ve öncülüğünde kuruldu. Her ay Zafer Dergisi’ne düzenli yazı göndermesi de takdire şayan bir gayretti.

Sorularla İslamiyet sitesine her türlü maddî ve manevî desteği sağlayan, 30-40 yıl ötesindeki hizmetin panoramasını; nezaketli üslubu, kıvrak zekâsı, geniş ve derin ufki görüşleriyle nazara veren, umumi meşveretin şekillenmesi ve bu konudaki bir takım güçlüklerin aşılmasında büyük katkı sahibi bulunan Orhan İnalöz ağabeyi de burada minnet ve şükranla yâd etmek isterim. 

Alaaddin Hocamız hizmetin haricindeki konularda az konuşur, kimseyi gıyabında zemmetmezdi. Zaten okumuyorsa mutlaka elindeki tesbihiyle dilini zikirle meşgul ederdi. 

Erzurum Üniversitesi’nin, Anadolu’daki üniversitelerin manen ruhlanmasında büyük katkısı vardır. Hemen her üniversitede bir veya birkaç öğretim üyesi buradan gitmiş ve bulunduğu yeri nurlandırmıştır. Bunda Kırkıncı Hocam ve Alaaddin kardeşimiz ile Prof. Dr. Celaleddin Atamanalp ağabey başta olmak üzere Erzurum ekibinin büyük hizmetleri olmuştur. 

Nur medreseleri emniyet tarafından zaman zaman baskına uğrar, burada kalan üniversite öğrencilerinin kimlikleri alınır, Risale-i Nur okuduğu bilenenlerin resmi kurumlarda görev alamayacağı şayia edilirdi. 

Yine 1970’li yılların başında Kırkıncı Hocam ve Alaaddin kardeşimiz 80 kişilik bir risale dersinde baskına uğradılar. İçlerinde Kırkıncı Hocam ve Alaaddin ağabeyin de bulunduğu 15-20 kişi altı aya yakın hapiste kaldı. Suçları Risale-i Nurları okumaktı.

Alaaddin kardeşimizin 6 ay nurculuktan hapis yatmasıyla, artık onun akademik hayatının bittiği, doçent ve profesörlüğünün mümkün olmadığı bazı çevrelerce sıkça dile getiriliyordu.

Ancak, Kur’an yolunda çalışanlara Allah’ın yardım ve inayeti kısa sürede yetişmiş, emsallerinden daha önce bu akademik kariyerleri elde etmişlerdir. 

1975’li yıllar. Memlekette anarşi âdeta gizli eller tarafından teşvik ediliyordu. Gençler silahlanma yarışına girmişti. Sağ da sol da silahlanıyordu. Nur talebelerinin de silahlanarak nefs-i müdafaa yapması yönünde telkinler geliyordu. Erzurum’da meşveret yapıldı. Bizim her hâlükârda devletin yanında olmamız, mesleğimizin gereği olan müspet hareket etmemiz, bize silahla gelseler, gelenlere Risale okumamız, bizim silahımızın Risaleler olduğu kararı alındı. Geçen zaman bizim bu konudaki haklılığımızı gösterdi.

Yine benzer bir hadise 1976 yılında yaşandı. Üniversiteyi işgal eden bir grup öğrenci, Haziran ayı sene sonu imtihanlarına girmeme kararı aldı. İmtihana bir öğrenci de girse, diğerlerinin imtihan hakkı yanıyordu. Hiç kimse girmese, daha sonra o imtihan tekrarlanacaktı. O bakımdan boykot yapıp üniversiteyi işgal eden öğrenciler kimseyi imtihana sokmuyordu. 

Nur talebelerinin boykotu kırarak imtihana girmeleri yönünde karar alındı. Nur talebeleri imtihana girmemeleri için silah gösterilerek tehdit ediliyordu. İmtihanlar başladı. Nur talebeleri ölüm tehditlerini dikkate almadan imtihana girdi. Bazen bir bölümde bir Nur talebesi varsa tek başına imtihana giriyordu. Haziran devresinde son sınıflardan sadece Nur talebeleri mezun olmuş, böylece boykot kırılmıştı. Bu isimsiz kahraman gençleri hep takdirle yâd ettik. Onlar ölümü göze alarak bu kanunsuz hareketlere “Dur” demişlerdi.

Kırkıncı Hocamın ve Alaaddin Ağabeyin, Nur talebelerinin hapse konulmalarına rağmen boykotlar karşısında böyle dik duruşları ve devletin yanında yer alışları Risale-i Nur’dan aldıkları müspet hizmet metodu anlayışının gereğiydi. 

“Biz, kudsi hizmetimizde daima müsbet hareket ediyoruz.” (Bediüzzaman, S. N. Mektubat. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 605, 2. Baskı, 2016, s. 540)

“Benim idamıma çalışanlar dahi eğer Risale-i Nur’la imanlarını kurtarsalar, Risale-i Nur’a sarılsalar; kardeşlerim, siz şahit olunuz, ben onlara hakkımı helâl ediyorum.” (Bediüzzaman, S. N. Tarihçe-i Hayat. Envar Neşriyat, 1996, s. 456)

Hayatlarının varlığını Kur’an hakikatlarının neşrinde gören ve bütün gayretini bu yolda feda eden Peygamberimiz’in (sav) varisleri, başta Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri ve talebeleri olmak üzere, ehl-i sünnet dairesindeki âlim, şeyh ve münevverleri şükran ve minnetle yâd ediyor, Allah’ın rahmet ve mağfiretini diliyorum.

    Bu konuda geri bildirim bırakın

    • Değerlendirme
    X