Cimrilik
İnsanı hem dünya hem de âhiret saadetinden mahrum eden kötü huylardan biri de cimriliktir. Cimrilik, bir insanın yerine getirmesi vâcip olan zekâtını vermemesi, sadaka ve hayratta elini sıkı tutmasıdır.
İnsana ihsan edilen serveti, sarf edilmesi gereken yerde sarf etmemek cimriliktir. Sarf edilmemesi gereken yerde sarf etmek ise israftır. İkisi de hem şer’an ve hem de aklen kötü sayılmıştır. Cimriliğin de israfın da İslâm ahlâkında yeri yoktur. Bu iki yolun ortası ise sehâ ve cömertliktir. Cenâb-ı Hak bir âyetinde mealen:
وَالَّذٖينَ اِذَٓا اَنْفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذٰلِكَ قَوَاماً
“Onlar sarf ettikleri zaman ne israf ederler, ne de cimrilik; ikisi arasında bir yol tutarlar.”[1] buyurmuştur.
Mal ve nimet Allah’ın bir lütfu, keremi ve ihsanıdır. Eğer bunlar Cenâb-ı Hakk’ın emir ve rızası dairesinde harcanırsa, Allah o mal ve servetin bereketini artırır, sâhibine huzur ve saadet verir. Âyet-i kerîmeden de anlaşılacağı gibi, her şeyin ifrat ve tefriti zararlıdır. Fazilet-i ahlâkiye ise itidale riayet ile olur.
İnsan verdiği zekât ve sadaka ve yaptığı hayır ve ihsanlar ile hem dünyasını hem de âhiretini mâmur eder.
Cenâb-ı Hakk’ın insana servet ve mal vermesindeki hikmetlerden biri de, onları cömertlik ve cimrilik imtihanına tâbi tutmasıdır. Cömert insanlar herkes tarafından sevilir. Cimri insanın dostu ve halk nezdinde itibarı olmaz.
Allah-u Teâlâ bir âyetinde cimrilik hakkında şöyle buyurmuştur:
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهٖ هُوَ خَيْراً لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهٖ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ
“Allah’ın fazl u kereminden kendilerine verdiğini harcamakta cimrilik edenler, bunun kendileri için bir hayır olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu onlar için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır.”[2]
Bu âyet, cimrilerin âhirette azaba maruz kalacaklarını ifade ediyor. Mal ve servetleri yılan gibi bir sûret alarak cimrilik yapanların boyunlarına dolanacaktır. Bu hâle göre insan nasıl olur da fâni olan malını Allah’ın emrettiği yolda feda etmez ve kendini azaba maruz bırakır?
Başka bir âyette şöyle buyurulmuştur:
اَلَّذٖينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه
“Onlar hem cimrilik ederler, hem insanlara cimriliği emrederler. Allah’ın lütf u inayetinden kendilerine verdiğini gizlerler.”[3]
Cimriliğin en önemli sebebi; aşırı mal sevgisi ve ölümü düşünmemektir. Bir diğer sebebi, çoluk çocuğunun istikbaldeki ihtiyacını düşünerek mal biriktirmektir. Böyle bir insanın misali ipek böceğine benzer. İpek böceği kısa ömrüne nazaran kendi ördüğü kozanın içinde yaşar ve yanar, fakat yaptığı ipeği başkası giyer. Evet, cimrilik eden, nefsinin hizmetkârı ve vârislerinin de hazinedârıdır.
Kendisine verilen nimetlerin Allah tarafından verildiğini düşünmeyen bir insan, sadaka vermeye veya infak etmeye teşebbüs ettiğinde, nefsinde bir cimrilik dalgalanmaya başlar, zekât ve sadaka vermez.
Cimrilik, hem fertleri hem de bütün toplumu ilgilendiren bir hastalıktır.
Cimriliğin bir sebebi de, ileride fakir düşeceğinden korkmaktır.
Cimrilik yalnız maddî mal ile değil, ilim gibi mânevî nimetlerde de olur. Mesela, ilim öğrenmek isteyen bir kişiye öğretmemek de cimriliktir.
Cimri insanlar arzu ettikleri şeyi kolaylıkla elde edemediklerinden, ömür boyu huzursuz yaşarlar. Daima rezalet ve zillete düçar olurlar. Kendilerine sâdık ve vefadar bir dost ve bir muhib bulamazlar.
Şu da bir hakikattir ki, cimrinin yığdığı mal, bazı hâdiselerin rüzgâr gibi esmeleriyle berhevâ[4] olur gider. O maldan kendi istifade etmediği gibi, âhirette de mesuliyetten kurtulamaz.
Cimrilik Allah’ın sevmediği hasletlerden birisidir. İslâm’la şereflenen bir insana, cimrilik ve israf haramdır. Cimrilik ve israftan kurtulan insanlar saadete ve selamete kavuşurlar. Allah’a ve âhiret gününe inanan bir insan, fakirlere yardım ederek nefsindeki bu kara lekeyi temizler ve bu beladan kurtulur.
Cimrilik hem ferdleri hem de bütün bir toplumu ilgilendiren bir hastalıktır. Bu bakımdan Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadislerinde cimrilik hakkında şöyle buyurmuştur:
“Aman aman, cimrilikten son derece sakınınız. Zira sizden öncekileri cimrilik helak etmiştir. Cimrilik onları kan dökmeye ve haramı helal tanımaya sürüklemiştir.”[5]
Cimri olan insanın sonunda İslâm’ın şartlarından olan zekâtı terk etme tehlikesi vardır. Bediüzzaman Hazretleri de zekâtın terkinden doğacak tehlikeyi şöyle ifade etmiştir:
“Beşerin hayat-ı içtimâisinde bütün ahlâksızlığın ve bütün ihtilâlâtın[6] menşei iki kelimedir:
Birisi: “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne?”
İkincisi: “Sen çalış, ben yiyeyim.”
Bu iki kelimeyi de idame eden, cereyan-ı ribâ[7] ve terk-i zekâttır.[8] Bu iki müthiş maraz-ı içtimâiyi[9] tedavi edecek tek çare, zekâtın bir düstur-u umumî sûretinde icrasıyla, vücub-u zekât[10] ve hurmet-i ribâdır.[11]”[12]
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu mevzudaki hadislerinde şöyle buyururlar:
“Allah üç kişiye buğzeder. Bunlar; yaşlandığı hâlde zina edenler, verdiğini başa kakan cimriler ve kibirlenen fakirlerdir.”[13]
“İki haslet vardır ki, bir mü’minde bulunmazlar. Bunlar cimrilik ve kötü huydur.”[14]
“Cömerdin yemeği şifâ, cimrininki hastalık sebebidir.”[15]
“Câhil bir cömert, Allah katında cimri olan âlimden daha sevimlidir.”[16]
“Cennete ne bozguncu, ne cimri, ne de başa kakıcı giremez.”[17]
Cimrilikten Kurtulmanın Çaresi
İnsan, “Ben yok iken Allah beni insan olarak yarattı. Göz, kalp, akıl gibi sayısız nimetler ihsan etti.” diye bu nimetlerin Allah tarafından verildiğini düşünmeli ve kendisine ihsan edilen dünya nimetlerini yine O’nun rızası yolunda harcamalıdır.
Cimrilik hakkında geçen âyet ve hadislerde ifade edilen cezaları düşünmeli ve cimri insanın halk arasında da sevilmediğini nazara almalıdır. Cömert insanlara edilen iltifat ve itibarı dikkate alarak, sehâvetin çok güzel ve ulvî bir haslet olduğunu düşünmelidir.
Cenâb-ı Hakk’ın ihsan ettiği malların imtihan için verildiğini düşünüp, o malı dünyadan ziyade âhirete harcamanın daha faydalı olacağını bilmelidir.
Aklı başında olan bir insan, infakın (Allah yolunda harcamanın) imsaktan (malı biriktirmekten) daha hayırlı olduğunu bilir ve infakı tercih eder.
Yahyâ b. Muaz şöyle demiştir:
“Kötü kimseler olsalar bile, cömertler için herkesin kalbinde bir sevgi vardır. İyi olsalar bile, cimrilere karşı herkesin kalbinde yalnız nefret vardır.”
İbnü’l-Mutez de cimrilik hakkında: “İnsan, malına cimrilik ettiği nisbette şeref ve haysiyetinden kaybeder.” demiştir.
Cimri bir zengin olmaktansa, şükreden fakir olmak daha iyidir. Mesela Karun, Hz. Mûsâ’nın (a.s) yakın akrabalarındandı ve fakirdi. O zaman Hz. Mûsâ’nın (a.s) sohbetlerine devam ederdi. Daha sonra Cenâb-ı Hak ona zenginlik bahşetti ve Hz. Mûsâ’ya “Karun’a de, malının zekâtını versin.” buyurdu. Bunun üzerine Karun: “Bunları ben kendi ilmimle kendim kazandım.” diyerek, zekât vermeyi reddetti ve helak oldu.
İbnü’l-Mutez de cimrilik hakkında: “İnsan, malına cimrilik ettiği nisbette, şeref ve haysiyetinden kaybeder.” demiştir. Hâlbuki insanın şeref ve haysiyeti, dünya ve içindekilerden daha aziz ve daha üstündür.
[1] Furkân, 25/67.
[2] Âl-i İmrân, 3/180.
[3] Nisâ, 4/37.
[4] Berhevâ olmak: Uçup gitmek, boşa gitmek, ziyan ve hebâ olmak.
[5] Müslim, Birr 56.
[6] İhtilâlât: İhtilaller, karışıklıklar.
[7] Cereyân-ı ribâ: Faizin devam etmesi, dolaşımı.
[8] Terk-i zekât: Zekâtın terki, zekât vermemek.
[9] Maraz-ı içtimâî: Sosyal hastalık.
[10] Vücub-u zekât: Zekâtın farz oluşu.
[11] Hurmet-i ribâ: Faizin haram oluşu.
[12] Nursî, Mektubat, s. 300-301.
[13] Tirmizî, Cennet 25, (2571); Nesâî, Zekât 75, (5, 84).
[14] Tirmizî, Ebû Said’den rivâyet etmiştir.
[15] Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, h. no: 8053.
[16] Tirmizî, Neseî, Ebû Zerr’den rivâyet edilmiştir.
[17] Tirmizî, Birr 41, (1964).

Bu konuda geri bildirim bırakın