Hayatın Kıymet ve Gayesi
Hayatının son dakikalarını yaşadığını bilen bir kimseye, bütün servetini verdiği takdirde ömrünün bir ay daha uzayabileceği söylense, elbette ki hiç tereddüt etmeden bütün servetini verecektir. Demek ki, bir ömür boyu kazanılan servet, bir ay ömre mukâbil gelemiyor.
O hâlde, hayatımızın kıymetini bu misale göre ölçüp, ona göre değerlendireceğiz.
Bir günü dünyalara değen ve göz, kulak, dil, akıl gibi küçük bir cihazı dahi kâinatla değişilmeyen insan hayatı, elbette ki ebedî saadetin kazanılması için verilmiştir. Dünyevî işlerimiz ise, beşeriyet itibariyle ferdî veya içtimâî[1] hayatımızın devamı için yapmamız gereken birtakım faaliyetlerdir. Bu faaliyetler, hayatın gayesi olamaz.
“İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesidir.”[2] hakikatinin işaretiyle, insanı elma ağacının başındaki bir elmaya teşbih ettiğimizde, şu hakikat kendini güneş gibi gösterir: Bu meyve sadece kendini beslemek için yaratılmamıştır ve bu meyvenin ağaç ötesi bir gayesi olacaktır.
Aynı şekilde, kâinat ağacının başında duran insanın da kâinat ötesi bir gayesi olacaktır. Böyle bir insanın yaratılışının gayesi, îman-ı billâh,[3] mârifetullah,[4] muhabbetullah[5] ve Cenâb-ı Hakk’a kulluk etmek gibi ulvî maksatlardan başka ne ile izah edilebilir?
[1] İçtimâî: Toplulukla, cemiyetle ilgili, sosyal.
[2] Bediüzzaman Said Nursî, Asâ-yı Mûsâ, RNK Neşriyat, İstanbul 2020, s. 34.
[3] Îman-ı billâh: Allah’a îman.
[4] Mârifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma.
[5] Muhabbetullah: Allah sevgisi.

Bu konuda geri bildirim bırakın