İlim
Güzel meziyetlerin başında ilim gelir. Her fikir ve terakkînin membaı ilim olduğu gibi, her faziletin de kaynağı yine ilimdir, mârifettir. Bundan dolayı ilim rütbesi, rütbelerin en büyüğüdür…
İlim yolunda terakkî eden milletleri parlak ve sağlam bir istikbal karşılar. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’inde mealen:
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذٖينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ
“Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?”[1] buyuruyor. Elbette ki olmaz.
Peygamberimiz (s.a.v):
“Müslüman her erkek ve kadına ilmi talep etmek farzdır.”[2]
“Hikmet mü’minin yitiğidir, velev kâfirlerin lisanında zuhur etse de alınız.”[3] Ve:
“İlim Çin’de bile olsa gidip alın.”[4] diye ferman ederek, ilmin haddi ve hududu olmadığını ifade buyurmuştur.
İlim ile insan ahlâk-ı haseneye sâhip olduğu gibi, Allah’a yakın olur. İlim ile hakkı bâtıldan ayırır. Dünyanın ve kendisinin yaratılışındaki esrarı anlar.
Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’inde mealen şöyle buyurmuştur:
اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ
“Allah’tan ancak O’nu bilen âlimler korkar.”[5]
Hz. Ali (r.a): “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” demekle, ilmin şeref ve kadrini anlatmıştır.
Hikmet sâhibi insanlar buyurmuşlardır ki: “Cismin gıdası yemek içmek ise, aklın gıdası da hikmet ve ilimdir.”
Hz. Lokmân, oğluna şöyle buyurmuştur:
“Ulemâ ile otur, hükemânın sözlerini dinle, zira Cenâb-ı Hak yağmur ile yeri ihyâ ettiği gibi, ölmüş kalpleri de ilim ve hikmetin feyiz ve bereketiyle ihyâ eder.”
İlim ile Terakkî
İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etme, düşünme, hayal etme ve fehmetme gibi mânâlara gelir. İlim, cehlin zıddı ve ortada olan bir şeyin akıldaki tezâhürüdür. İlim ve mârifet fikrin nûru, vicdanın ziyâsıdır.
Dünyevî ve uhrevî ihtiyaçların temini, ancak ilimle mümkündür. Hakiki saadetin, maddî ve mânevî terakkînin ve tekâmülün anahtarı ilimdir. İlim Allah’ın bir sıfatı, enbiya ve evliyanın da mirasıdır. Bundan dolayı ilmin mertebesi büyüktür. Nitekim bu hakikati ifade için Hz. Ali (r.a):
“Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” diyerek, ilmin rütbelerin en büyüğü olduğunu ifade etmiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v):
“Hikmet mü’minin yitiğidir, velev ki, kâfirlerin elinden de olsa alınız.”[6] demekle, ilmin ehemmiyetini ortaya koymuştur. Ehl-i hikmet ise, “Cismin gıdası taam (yemek) olduğu gibi, aklın gıdası da hikmet ve ilimdir.” buyurmuşlardır.
İlim bir saadet güneşidir ki, girdiği memleketleri nurlara gark eder. İnsanları maddî ve mânevî selamete kavuşturur ve her yeri cennet-âsâ[7] bir bahara çevirir.
Nitekim Cenâb-ı Hak mealen:
هَلْ يَسْتَوِي الَّذٖينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ
“Âlimlerle câhiller bir olur mu?”[8]
فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ
“Sakın ha câhillerden olma.”[9] buyurmuştur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v):
“İlim talep etmek her erkek ve kadın üzerine farzdır.”[10]
“Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz.”[11]
“Mahşerde ulemâ-i hakikatin sarf ettikleri mürekkep, şehitlerin kanıyla müvazene edilir; o kıymette olur.”[12] gibi hadislerle, ilmin yüksek kıymetini ve nihayeti olmadığını anlatmıştır.
İlim, başlı başına büyük bir fazilet ve meziyettir. Semeresi ve faydası ancak amel iledir. İlim ile amel arasında esaslı bir münasebet vardır. İlmin kıymeti ve şerefi, amel ile tezâhür eder. Amelsiz ilim sâhiplerinin ne kendilerine ne de diğer insanlara pek faydası yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v):
العلم بلا عمل ، مثله كمثل شجرة بغير ثمر
“Amelsiz ilim meyvesiz ağaca benzer.”[13] buyurarak, bu hakikati ifade etmiştir. Zira dünyevî ve uhrevî terakkînin muktezası olan ilim amel ile birleşirse, iki dünya saadetini netice verir. Bu gibi ilim erbabı her zaman hürmet ve takdire şâyândırlar.
İlimden kendisini mahrum eden fert ve cemiyetler, zillet ve meskenet içinde yaşamaya mecbur olurlar. İlim, insanın iftihar edebileceği en büyük sermayesidir. İlim bir hazinedir ki, sarf ettikçe çoğalır.
Nitekim akılları hayrette bırakan bu medeniyet harikaları, ilim sayesinde dünyanın iftihar tabloları olmuşlardır. Asrımızda ilim sayesinde meydana gelen bu terakkîler, bugün bu derecede iken, kim bilir istikbalde daha ne muhteşem eserlerin vücuda gelmesine vesile olacaktır. Demek ki, insanın istîdat ve kabiliyeti cehâlet ile değil, ilim ve mârifet ile faydalı ve menfaatli hâle gelir.
“…Mahiyet ve istîdat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin[14] esası ve madeni ve nûru ve rûhu mârifetullahtır ve onun üssü’l-esası[15] da îman-ı billahtır.[16]”[17]
[1] Zümer, 39/9.
[2] İbn Mace, Mukaddime, 17.
[3] Şemseddin es-Sehâvî, el-Makâsıdu’l-Hasene, 191-2.
[4] Beyhakî, Şuabu’l-Îman, 2/253.
[5] Fâtır, 35/28.
[6] es-Sehâvî, el-Makâsıdu’l-Hasene, 191-2.
[7] Cennet-âsâ: Cennet gibi.
[8] Zümer, 39/9.
[9] En’âm, 5/35.
[10] İbn Mace, Mukaddime, 17.
[11] Bkz. İbnu Deybe, Teysiru’l-Vüsûl ilâ Câmii’l-Usûl, trc. İbrahim Canan, 1/309.
[12] Süyûtî, Câmiü’s-Sağir, nr. 10026; İbn Abdilber, Câmiu Beyâni’l-İlm, nr. 139.
[13] İbnu Ebî Şeybe, 5/298.
[14] Ulûm-u hakikiye: Gerçek ilimler.
[15] Üssü’l-esas: Temel esas.
[16] Îman-ı billâh: Allah’a îman.
[17] Nursî, Sözler, s. 339.

Bu konuda geri bildirim bırakın