İnsanın Zevk ve Lezzetlere Düşkünlüğü
İnsan, yaratılışı gereği zevk ve lezzetlere düşkündür. Dünyanın fâni lezzetlerini, âhiretin sonsuz nimetlerine tercih eder. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:
“Nefs-i insaniye, muaccel[1] ve hazır bir dirhem lezzeti; müeccel,[2] gaip[3] bir batman[4] lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyâde çekinir. Hem insanda hissiyat gâlip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hâzırayı ileride gayet büyük bir mükâfata tercih eder.”[5]
Zehirli dikenler hükmünde olan gayr-i meşru lezzetler, insandaki akıl ve kalp gibi latifeleri de söndürür. Bu tehlikeden korunmanın yegâne çaresi, Allah korkusudur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v):
“Hikmetin başı Allah korkusudur.”[6] buyurarak, bu hakikati veciz ve beliğ bir şekilde ifade etmişlerdir. Başka bir hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmaktadır:
“Eğer benim bildiğimi bilseydiniz; az güler çok ağlardınız da, dünya size ehven gelir ve âhireti dünya üzerine tercih ederdiniz.”[7]
Bediüzzaman Hazretleri:
“Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”[8] beyanı ile gençlere meşru dairedeki zevke kanaat etmelerini tavsiye eder ve şöyle buyurur:
“Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız îmandadır ve îman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi hayatın lezzetini kaçırır.”[9]
Ayrıca o nimetlerin elinden gitmesiyle de onlardan aldığı lezzetin bin katı elem çeker. Zira: “Zeval-i lezzet elem olduğu gibi, zeval-i elem dahi lezzettir.”[10]
Dünyanın lezzetleri helal dahi olsa âni ve fânidir. Mârifet ve irfana dair olan lezzetler rûhun ve kalbin gıdası olduğu için ebedîdir. Dünyanın bin sene mesut hayatı, Cennetin bir saatine mukâbil gelemez. İnsanın âhiretteki rahatı bu dünyadaki çalışmasına bağlıdır. İnsanın rûhen terakkîsi îman ve irfan iledir. Bu ulvî seciyelerden mahrum bir cemiyetten sefâhat ve fuhşiyat gibi her türlü fenalık zuhur eder. Memleketleri yıkan, aileleri târumar eden, haysiyet ve şerefleri silip süpüren ve insanın dünya ve âhiret hayatını zehirleyen sefâhattir.
Sefâhatin tehlikesini ve insan hayatını nasıl zehirlediğini ifade eden şu veciz cümleleri dikkatinize sunmak istiyorum:
“Evet, gençlik damarı, akıldan ziyâde hissiyatı dinler… His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder. Bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker. Ve bir saat sefâhat keyfiyle bir namus meselesinde; binler gün hem hapsin, hem düşmanın endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. Bunlara kıyasen biçare gençlerin çok vartaları var ki, en tatlı hayatını, en acı ve acınacak bir hayata çeviriyorlar…”[11]
İşte böyle dehşetli ve tehlikeli sefâhat yangınına karşı gençlerimiz, ancak Kur’ân’ın elmas kılıncı olan Risale-i Nur’daki îman hakikatlerini okumak ve takvâ kalasına sığınmakla ancak kendilerini muhafaza edebilirler. Buna en büyük şâhit ise, bu ulvî hakikatleri hayatlarına tatbik eden gençlerin, ibâdet ve takvâ ile iffetlerini muhafaza etmeleri ve istikamet dairesinde yaşamalarıdır.
[1] Muaccel: Peşin, hemen verilen.
[2] Müeccel: Ertelenmiş.
[3] Gaip: Görünmeyen âlem.
[4] Batman: Yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü.
[5] Nursî, Lem’alar, s. 88.
[6] el-Münâvî, Feyzu’l-Kadîr Şerhu’l-Câmii’s-Sağîr, 3/574, hadis no: 4361.
[7] bk. Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190).
[8] Nursî, Sözler, s. 31.
[9] Nursî, a.g.e., s. 159.
[10] Nursî, a.g.e., s. 160.
[11] Nursî, a.g.e., s. 157.

Bu konuda geri bildirim bırakın