İstikamet
İstikamet, bütün fazilet ve güzelliklerin temelidir. Toplum hayatının en önemli esaslarından biridir. Maddi ve mânevî ilerlemenin ve huzurun kaynağıdır. Yüksek ahlâkın özüdür. Hak ve hakikate kavuşmak için istikametten başka yol yoktur.
İstikamet itikada, dine ait hükümleri, ahlâk ve muamelatı içine alan ihatalı bir kelimedir.
İstikamet; sadakat, hak ve hakikat dairesinden ayrılmamaktır. Doğruluktur, yani hak ve hukuka riayetle hareket etmektir.
Herhangi bir insan veya bir cemiyet istikamette yaşarlarsa, o insan veya cemiyet, bütün insanlık âleminde parlak birer örnek olurlar.
İstikamet o kadar yüksek bir hakikattir ki, onu sevmeyen hiçbir fert ve cemiyet yoktur.
Nizam ve âhengi muhafaza için istikamet şarttır. Bu bakımdan İslâm dini istikamete pek ziyâde ehemmiyet vermiştir. Dünya ve âhiret hayatının saadet ve selameti istikamete bağlıdır.
Cenâb-ı Hak istikametin ehemmiyetini anlatmak için Peygamber Efendimize:
فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ
“Emrolunduğun gibi istikamet üzere bulun.”[1] buyurmuştur.
Taraf-ı İlâhiyeden Peygamber Efendimize emrolunan bu hakikat, İslâmiyet’le şereflenen ümmetine de bir ilâhi emirdir. Demek ki istikamet, Kur’ân’ın yoludur. Nebilerin, sıddıkların, şehitlerin ve sâlihlerin yoludur. Bu yoldan ayrılanlar; fert olsun, cemiyet olsun, hem dünya, hem de âhiretin akıl almaz tehlikelerine maruz kalırlar.
Hayatın her safhasında, mesela; itikatta, ibâdette, muamelatta, fiillerde ve konuşmalarda istikametin yeri vardır. Öyleyse bir millet, toplum hayatının esası olan doğruluğu ihyâ edip onunla hile ve hıyanet gibi yolsuzluklardan kaçınır ve istikamet üzere yaşarsa, Allah’ı ve Peygamber Efendimizi razı ettiği gibi, dünyada ve âhirette saadet ve selamete kavuşur.
Tarihe baktığımızda görürüz ki, ecdadımız, istikamet ve doğruluk gibi ulvî seciyeleri toplum hayatında ihyâ ettikleri için, hem madden hem de mânen terakkî etmişler, asırlar boyunca şan ve şerefle yaşamışlardır.
Terakkînin zembereği doğruluktur, hak ve hukuka riayet etmektir. Şimdi bizlerin o şanlı ecdadımızdan geri kalmamızın sebebi, cemiyet hayatımızda istikamet ve doğruluğun ölmesi, maddî ve mânevî hak ve hukuka riayet edilmemesidir.
Her şeyin bir kıymeti vardır. İnsanın da kıymeti, onun dürüstlük ve istikametindedir. Onun değerini takdir için en doğru ölçü istikamettir. O öyle yüksek bir meziyettir ki, insandan hırs ve menfaat hislerini kaldırır, onu merhamet ve mürüvvet sâhibi yapar, millet ve devletin menfaatini şahsî menfaatine tercih ettirir. Buna ne kadar dikkat edilirse, o millet o derece yükselir, haysiyet ve şeref sâhibi olur. Şeref ve haysiyet ise, öyle bir nimet, öyle bir meziyettir ki, insan onu bir kere elinden kaçırdı mı, bir daha elde edemez.
Doğru, istikametli, hak ve hukuku bilen ve Allah’tan korkan bir insan, hiçbir kimseyi aldatmaz, haklarına tecavüz etmez. İşte bu meziyetlere sâhip bir insan, fiil ve hâllerinde daima itidaldedir. Bu gibi hisler ve meziyetler ruh ve kalbinden silinirse, yırtıcı bir canavar kesilir.
İstikamet ulvî bir haslettir ki, eğer cisimleşse bir melek olur. Hıyanet de öyle kötü bir şeydir ki, o da cisimleşse mel’un bir şeytan sûretini alır.
[1] Hûd, 11/112.

Bu konuda geri bildirim bırakın