Nükteler

Kalbe Gelen

Kalbe Gelen

Kalp mahlûk olduğu gibi, kalbe gelen her şey de mahlûktur. Cenâb-ı Hakk’ın Zât-ı Akdes’i –hâşâ– kalbe gelemez ve tefekkür edilemez.

Allahu Azîmüşşân’ın mü’minlerin kalbinde olmasının mânâsı, îman-ı billâh,[1] mârifetullah,[2] muhabbetullah[3] ve mehâfetullahın,[4] insanın ancak kalbinde tezâhür[5] ve inkişaf[6] ettiği mânâsındadır.

Nasıl ki, güneşin Allah’a (c.c) îmanından bahsedemiyoruz, aynı şekilde insanın elinin, yüzünün ve sair âzâ ve cihâzatının da îmanından bahsedilemez. İnsan bu âzâlarıyla değil, kalbiyle Allahu Azîmüşşân’a îman etmektedir. Meselâ, bir âyine[7] güneşe îman edip ona müteveccih[8] olduğu takdirde, güneş o âyinede tecellî eder. Bu hâlde “Güneş âyinenin kalbindedir.” denilse, bunun mânâsı: Güneş âyinede tecellî ediyor, demektir. Yoksa güneşin zâtıyla âyinede olmadığı âşikârdır.

Şems-i ezelînin[9] insanın kalbinde olması meselesine de bu misalin dürbünüyle bakılmalıdır.


[1]       Îman-ı billâh: Allah’a îman.

[2]       Mârifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma.

[3]       Muhabbetullah: Allah sevgisi.

[4]       Mehâfetullah: Allah’tan korkma.

[5]       Tezâhür: Ortaya çıkma, görünme.

[6]       İnkişaf: Gelişmek.

[7]       Âyine: Ayna.

[8]       Müteveccih: Yönelmiş, yönelen.

[9]       Şems-i Ezelî: Ezelî güneş; bu tâbir ezelden beri bütün varlıkları aydınlatan Allah için bir unvan olarak kullanılır.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X