Mezheplerdeki İhtilafın Rahmet Ciheti
Allah-u Zülcelâl Hazretleri, Habib-i Ekrem’i (a.s.m) hürmetine, mezhepler arasındaki ihtilaf ile nihayetsiz rahmet ve sühûlet kapılarını açtı. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Ümmetimin ihtilafı geniş bir rahmettir”[1] buyurmakla bu hakikati ifade etmiştir. Evet, bu hadis-i şerif her türlü müspet ihtilafı içine aldığı gibi, mezhepler arasındaki ihtilaflara da şâmildir.
يُرٖيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرٖيدُ بِكُمُ الْعُسْرَۘ
“Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.”[2]
وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّٖينِ مِنْ حَرَجٍ
“Din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi.”[3]
Bazı âyet ve hadislerdeki kelime ve cümleler ayrı ayrı hükümleri ihtiva etmiştir. Bir tek sedefte müteaddid inciler bulunabilir. İşte müçtehitler âyet ve hadislerin sedefindeki cevherlerde ihtilaf etmişlerdir. Bu ise muhtelif kapıların açılmasına vesile olmuştur. Bu ihtilaf ümmet-i Muhammed için büyük bir kolaylıktır. Cenâb-ı Hakk:
وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّتٖي كَانَتْ عَلَيْهِمْ
“Ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar (yani, hata ile adam öldürmekte kısas icrasını ve günah işleyen âzâların, pislik değen elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri kaldırır.)”[4] gibi âyet-i kerimelerle şeri’at-ı Muhammediye’nin gâyet derecede sühûletli olduğunu ifade buyurmaktadır.
Meselâ, İmâm-ı Şâfiî’nin “kadına el değince abdestin bozulması” şeklindeki içtihadı, günümüz şartlarında hac ibâdeti esnasında çok sıkıntıya sebebiyet verir. Zira tavafın abdestli olarak yapılması lazımdır. Milyonlarca insanın toplandığı o kalabalıkta bu hükmün uygulanması âdeta imkânsız olduğundan, bu mezhep mensupları diğer mezhepleri taklîden tavaf yaparlar.
Abbasî halifesi Harun Reşid, İmâm-ı Mâlik’e: “Senin kitaplarını yazdıralım, âlem-i İslâm’ın her tarafına dağıtalım. Ümmeti bunlara sevk edelim”, teklifinde bulunur. İmâm-ı Mâlik şu cevabı verir: “Yâ emire’l-mü’minin, ulemânın ihtilafı Allah’tan bu ümmete rahmettir. Her biri kendi nazarında sahih olana tâbi olur. Hepsi hidâyet üzeredir ve hepsi Allah’ın rızasını ister.”[5]
Müsbet ihtilaf, sahabe döneminde sıkça vukû bulmuştur. Hazret-i Peygamber de (a.s.m) ümmetini, dilediği sahabenin içtihadıyla amel etme hususunda serbest bırakmakla böyle bir ihtilafa razı olmuştur. Sahabîlerini içtihat farklılığından dolayı muaheze etmemiş, her iki tarafın da hükmünü hak ve münasip görmüştür.
Sefere çıkan iki sahabî, namaz vakti geldiğinde su bulamayınca teyemmümle namazlarını kılarlar. Sonra vakit içinde su bulurlar. Biri namazı iade eder, yeniden kılar. Diğeri ise önceki kıldığını yeterli görür. Dönüşte durumlarını Rasûlullah’a sorarlar. Hazret-i Peygamber iade etmeyene: “Sünnette isabet ettin”, diğerine de “Sana iki defa ecir var”[6] cevabını verir.
أَصْحَابِي كَالنُّجُومِ بِأَيِّهِمُ اقْتَدَيْتُمُ اهْتَدَيْتُمْ
“Sahabîlerim yıldızlar gibidir, onlara uyarsanız hidâyete erersiniz”[7] hadis-i şerifi de bu hakikate işaret etmektedir. Buna binaen herhangi bir insan hak mezheplerden dilediğini tercih edebilir.
Kıblenin bilinmediği yerde namaz kılan bir mü’min, kendi içtihadı ile bir yön tâyin etse veya her rekâtını bir başka yöne doğru kılsa, namazın sıhhatine fıkhen hükmolunur.
Bu sayede Müslümanlar zaruret hâllerinde ruhsatı azimete tercih edebilmektedirler. Bu ise onlar için büyük bir rahmet olmuştur. Evet, Müslümanlar kendi mezheplerinde çözümü olmayan bir mesele hakkında, zaruret hâlinde, diğer bir hak mezhebin ruhsatı ile hareket edebilir ve böylece sıkıntıdan kurtulurlar.
Zaten şeriat-ı Muhammediye insanların fıtratına uygun olarak taraf-ı İlâhîden vaz’ edilmiştir.
Müçtehitler arasındaki ihtilaflar ümmet-i Muhammed hakkında rahmet olduğu hâlde; geçmiş ümmetlerin helakine sebep olmuştur.
Geçmiş peygamberlerin dinlerinde bütün hükümler açık ve kesin idi. Âyetlerde istihraç edilecek ve tevile açık şeyler yoktu. Kat’î ve kesin olan mes’elelerde ihtilaf olmayacağı da âşikâr idi. İnsanlar bu kesin hükümlere uymakta zorluk çektiler, ihtilafa düştüler ve bu ihtilaf onları helake götürdü. Fakat bizim şeriatımız geçmiş milletler üzerindeki darlığı ve sıkleti kaldırmıştır. Meselâ, Hazret-i Mûsâ’nın (a.s.) şeriatinde adam öldüren bir katile kısastan başka ceza verilmesi mümkün değildi.
Şeriat-ı Îsâ’da (a.s.) ise sadece diyet vâcip idi, kısas yasaktı. Şeriat-ı Muhammediye’de ise maktulün velisine kısas, diyet ve af arasında tercih hakkı verilmiştir. Diğer bir misal, onların şeriatında elbisenin, necasetlenen yerini kesip atmak vâcip iken, bizim şeriatımızda temiz suyla yıkamak kafidir. Bu mânâda pek çok misaller vardır. Kitabımızın hacmi buna müsaade etmediğinden bunlarla iktifa ettik.
[1] Keşfü’l-Hafâ, I/66.
[2] Bakara Sûresi, (2), 185.
[3] Hac Sûresi, (22), 78.
[4] Arâf Sûresi, (7), 157.
[5] Şa’rânî, s. 77.
[6] Ebû Davud, hadis no: 338.
[7] Müstedrek, 1, 286; Sünenü’d-Dârimi, 1, 207.

Bu konuda geri bildirim bırakın