Peygamber Efendimiz

Rasûl-i Ekrem’in Tevazusu

Rasûl-i Ekrem’in Tevazusu

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), neseben en şerefli bir kabileye mensup idi. Dâvâsının azametinden dolayı Cenâb-ı Hak kendisine büyük bir haşmet ve kuvvet bahşetmişti. Bütün bunlara rağmen O (s.a.v.), son derece mütevazı idi. Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kaldığı hâlde, en çok sevdiği Mekke’ye muzaffer bir komutan ve bir fatih olarak girmesine mukabil, boynunu devesinin boynuna değecek kadar eğerek tevâzû içerisinde şehre girmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

“Ben Abdullah’ın oğlu Muhammedim; Allah’ın kulu ve Rasûlüyüm; Allah’a and olsun ki, beni derecemden daha fazla yükseltmenizi kesinlikle istemiyorum.”[1] buyurmuş ve örnek bir kul olarak yaşamıştır.

“Şayet bir kaburga yemeye bile dâvet edilsem, icâbet ederim.”[2] demek sûretiyle tevazuunu ortaya koymuş ve kölelerin de dâvetine icabet etmiştir.

Peygamber Efendimiz, ata, deveye ve merkebe binmiş ve halkın kullandığı vasıtaları kullanmaktan imtina etmemiştir. En sıradan bir insana karşı bile tevazu göstermiştir.

Abdullah b. Mes’ud (r.a.) şöyle anlatıyor: Bedir günü bir deveye üç kişi biniyorduk. Ebû Lübabe ve Ali b. Ebî Tâlib de Rasûlullah Efendimiz ile birlikte bir deveye binmişlerdi. Onlar: “Yâ Rasûlallah! Biz yürürüz, deveye siz binin.” dediler.

Allah Rasûlü şöyle buyurdular:

“Hayır, siz benden daha dayanıklı değilsiniz. Ben de sevap alma bakımından sizden daha zengin değilim.”

Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle demiştir:

“Elbisesinin söküğünü kendisi diker, sizden birinizin evde yaptıklarını yapardı.”

Hz. Peygamber (s.a.v.) herkesin giydiğinden giyer, yediği yemeklerden yerdi ve yemek seçmezdi. O’nun giydiği elbiseler sade idi. Övünmek ve gösteri maksatlı giymeyi hoş karşılamazdı.

Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi:

“Allah Rasûlü çok mütevazı idi. Zira iki cihanın bütün meyveleri O’nda toplanmıştı.”


[1]       Buhari; hn. 3445.

[2]       Tirmizî, Ahkâm 10, (1338).

    Bu konuda geri bildirim bırakın

    • Değerlendirme
    X