Nükteler

Tahsilden Gaye

Tahsilden Gaye

Hükümet, bazı kimseleri tahsil ve ihtisas için haricî memleketlere gönderiyor ve onlara milyonlarca lira masraf yapıyor. Hiçbir hükümet düşünebilir misiniz ki, böyle büyük masraflarla okuttuğu kimseleri, memlekete döndüklerinde köylere çoban tayin etsin. O şahısların çoban olmaları için böyle bir tahsile lüzum olmadığından, bu hâl gösteriyor ki, bu zâtlar ihtisaslarını tamamlayıp döndükten sonra, yüksek makamlarda büyük vazifelerle iştigal[1] edeceklerdir.

Aynı şekilde, bu dünyaya gönderilen insanlar da umum kâinatla beslendikten ve kendilerine güneş, hava, arz gibi câmid[2] şeylerden başka nebatât ve hayvanâtın da hizmetkâr olmasından sonra, eğer toprağa sokulup bir daha kalkmamak üzere yatırılırlarsa, bu dünyada yapılan masraflardan, edilen ibâdetlere ve kazanılan faziletlere kadar her şey hiçe iner. Ve bu hâlde insanlar, misaldeki zâtların çoban olmalarından çok daha aşağıya, yani kabristanda böceklere yem olma derekesine[3] düşerler.

Elbette ki hakikat böyle tezâhür[4] etmeyecek ve itaatkârların mükâfat, âsilerin ise ceza görecekleri bir başka diyara gidilecektir.

Ancak âhiretin varlığıyla, insanların dünyaya gelmeleri bir mânâ kazandığı gibi, iyiliklerle kötülüklerin de bir farkı olmaktadır. Şöyle ki:

Meselâ, üniversite talebelerinin bütün çalışma ve gayretleri tahsil dönemine münhasır[5] kalsa, tahsil sonrası hayatlarında hiçbir fonksiyonu olmasa, o zaman üniversitelerin yapılması ve orada tahsil görülmesi mânâsız olacağı gibi; çalışkanlıkla tembelliğin, hocalara hürmetle profesör dövmenin, ahlâklı ve terbiyeli olmakla, akla hayâle gelmez edepsizliklerde bulunmanın da bir farkı kalmayacaktır.

Bilindiği gibi, üniversitedeki en çalışkan ve ahlâklı bir talebe ile en ahlâksız ve tembel bir talebe, okuldan zâhiren[6] birlikte ayrılmaktadır. Fakat bu ayrılışta birincisinin elinde diploma, diğerinin elinde ise belge vardır. Eğer “istikbâl” diye adlandırılan bir hayat olmaz ve okuldaki iyilikle fenalık o âlemde netice vermezse, o zaman bir cihette, meselâ ders çalışmama cihetiyle tembel ve ahlâksız olan talebe, daha ziyâde akıllılık etmiş olur. Bu ise hakikatlerin zıtlarına inkılâbıdır ve muhâldir.[7] Demek ki, üniversiteden sonra, tahsil ötesi bir âleme gidilecektir.

İşte, yukarıdaki misal gibi, bu dünya da bir imtihan meydanı olduğundan, âhiretin –hâşâ– olmaması hâlinde, îmanla îmansızlığın, edeple edepsizliğin, faziletle rezaletin, itaatle isyanın bir farkı kalmaz. Hakîm-i Ezelî bu hikmetsizliğe elbette müsaade etmeyecek ve insanlar ya mükâfat veya ceza görmek üzere bir diyâr-ı âhare[8] gideceklerdir.


[1]       İştigal: Uğraşma, meşgul olma.

[2]       Câmid: Cansız.

[3]       Dereke: Aşağı derece, aşağı seviye.

[4]       Tezâhür: Ortaya çıkma, görünme.

[5]       Münhasır: Ait, sınırlı, bir şeye mahsus olan.

[6]       Zâhiren: Görünüşte, görünüşe göre, dış yüzü itibariyle.

[7]       Muhâl: Olması imkânsız.

[8]       Diyâr-ı âhar: Başka diyar.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X