Yetmiş Bin Perde
Her eser, ustasını kendi kabiliyetine göre gösterir. Yani her eser, bir perde olup arkasında kendi ustasının ilmini, kudretini, rahmetini akıl gözüne gösterir. Mesela, bir zâtın ilmini onun yaptığı bir saatten tefekkür eden adam, aynı zâtın yaptığı bir taksiyi gördüğünde kendisine yeni bir perde açılmış ve o perdenin arkasından o zâtın ilmini daha geniş mânâda seyredebilmiştir. Aynı zâtın bir de uçak yaptığını işiten ve gidip o uçağı seyreden mezkûr[1] şahıs, uçak perdesi arkasında o zâtın ilmini, öncekilere kıyasla daha geniş olarak anlamaya muvaffak olmuştur. Ve nihayet o zâtın gemi ve füze de yaptığını farz edersek, o şahıs bunların da seyriyle beş perde arkasında onun ilmini tefekkür etmiş demektir.
Padişahın sarayında, önüne çıkan her perdeyi açtıkça daha geniş ve müzeyyen bir salona çıkan insan, ne kadar perdeden geçerse padişahın haşmetini o nisbette anladığı gibi, bu şahıs da her bir perdeden sonra o zâtın ilmini daha ziyâde anlama imkânını bulmuş ve mezkûr beş perdeden geçmekle onun ilminin kemâliyle müşâhedeye[2] muvaffak olmuştur.
İkinci misâl: Bir zâtın zenginliğine alâmet olarak onun sadece büyük bir fabrikasını gördüğümüz takdirde, o fabrika perdesi arkasında onun zenginliğini bir derece fehmetmiş oluruz. Bize o zâtın böyle yüzlerce fabrikası olduğu söylense ve bu fabrikalar gösterilse, zenginliğini daha geniş bir perdeden temâşâya muvaffak oluruz. Daha sonra, o zâtın arazilerini, çiftliklerini gezdiğimizde perdeler arkasında onun zenginliğini seyrederiz.
İlk fabrikayı temâşâ ettiğimizde de mezkûr zâtın zengin olduğunu anlamış olmamızla beraber, her bir perdeden geçtikçe, görüş ufkumuz biraz daha genişlemiş ve nihayet o zâtın zenginliğini kâmil mânâda anlamamız mümkün olmuştur.
Üçüncü misâl: Matematik ilminin üniversitede nihaî mertebede okutulduğunu farz ediniz. İlkokula giden bir talebe, iki kere ikinin dört ettiğini öğrendiğinde, matematiği bu perdeden seyre başlamış demektir. Çarpım tablosunun tamamını ezberlediğinde kendisine yeni bir perde daha açılmış, dört işlemi öğrendiğinde ise daha geniş bir perde arkasında matematik ilmini seyre başlamıştır. Bu çocuğun ortaokul ve lisenin her sınıfında öğrendiği meseleler, kendisine yeni yeni perdeler açmakta ve bu perdeler arkasında matematik ilmini gittikçe genişleyen bir görüş ufkunda seyre muvaffak olmaktadır. Nihayet üniversiteye giren bu talebe, orada da gittikçe genişleyen perdelerle karşılaşmakta ve böylece üniversiteden mezun olduğunda matematik ilmini yüz veya bin perde arkasında temâşâ etmiş olmaktadır.
İşte, Cenâb-ı Hakk’ın esmâsı ve sıfatları için kullanılan “yetmiş bin perde” tâbiri, bu isim ve sıfatların tecellî daireleri ve tezâhür dereceleri mânâsınadır. Dolayısıyla da insanlar; tefekkür ve temâşâ daireleri genişledikçe, daha geniş perdeler arkasında ve gittikçe terakkî eden bir anlayış ve kavrayışla bu esmâ ve sıfatları tefekkür edebilmektedirler.
“Yetmiş bin” tâbiri çoklukta kinayedir. Mesela, Allahu Azîmüşşân’ın Rezzâk isminin tefekküründe, bir tek nefsin rızıklandırılması da bir perde olabileceği gibi, bütün insan nev’înin rızıklandırılması da ayrı bir perde olabilir.
Sadece kendi rızkını nazara almakla, Rezzâk ismini tefekkür eden bir insan da Cenâb-ı Hakk’ın bir Rezzâk-ı Zülcemâl olduğunu bilmekle beraber, bu mârifeti çok dar ve kısadır. Allahu Teâlâ’nın şu anda yeryüzünde bulunan bütün insanları, bütün hüceyrâtıyla rızıklandırdığına nazar eden kimse, bir perde daha aşmış ve dolayısıyla da bir tefekkür merdiveni daha yükselmiş demektir. Mazideki bütün insanların rızıklandırıldıkları da düşünülmekle daha geniş bir perde arkasında, Rezzâk isminin tefekkürü kābil[3] olmaktadır. Sonra her bir nev’i hayvanat ve nebatatın ve daha sonra ise umum enva-ı nebatat ve hayvanatın rızıklandırılmasına nazar eden kimse, birçok perdelerden daha geçmiş ve rezzâkiyeti daha geniş manâda tefekkür edebilmiştir.
Daha sonra, bütün meleklerin ibâdet denilen mânevî gıdalarına ve nihayet cennette umum zîhayatın ebediyyen rızıklandırılmasına doğru her kademe ilerleyişle, yeni yeni perdeler açılmakta ve rezzâkiyetin kemâliyle tefekkürüne doğru gittikçe yaklaşılmaktadır.
Esmâ-i Hüsnâ’dan Hâlık ismi de aynı tarzda tefekkür edilebilir. Kandaki bir tek küreyvâtın[4] hilkatinden umum kan ordusunun hilkatine, bir insanın hilkatinden umum insanların hilkatine, bir tek nebat veya hayvanın hilkatinden bütün envâ-i nebatat ve hayvanatın hilkatine ve bir zerrenin hilkatinden umum seyyaratın, yıldızların, arş-ı âlânın, cennet ve cehennemin hilkatlerine kadar binler perdeler arkasından Hâlik ismi tefekkür edilebilmekte ve her bir perde açıldıkça, yeni ve daha geniş bir tabloyla karşılaşılmaktadır.
İşte, bizim çok az bir kısmını ancak ilmen düşünüp tefekkür edebildiğimiz bu meseleleri, Peygamber Efendimiz (s.a.v) mi’rac ile bizatihî temâşâ etmiş, cennet ve cehennem de dâhil olmak üzere umum âlemleri nazar-ı nûraniyesiyle seyrettikten sonra, Kāb-ı Kavseyn makamında umum mahlûkatı arkada bırakıp, Hâlik-ı Külli Şey’le tekellüm şerefine nâil olmuştur.
Diğer esmâ ve sıfât-ı İlâhiye’yi bunlara kıyas edebilirsiniz.
“Yetmiş bin perde” meselesinin bir vechi de şudur:
İnsan, nefsini terbiye ve onu zararlı işlerden ve hasletlerden âzad ettiği derecede, mârifetullah ve muhabbetullahta ileri gitmektedir. Şöyle ki:
İnsanın nefsinde, hakikati görmesine ve bu vadide terakkisine mani binlerce perde vardır. İnsan, bu perdeleri yırttığı ve aştığı derecede, mânen terakkî etmekte ve hakikate yanaşmaktadır. Bu perdelere misâl olarak hırs, adavet, gıybet, gurur, hubb-u câh, riyâ, gösteriş ve her nev’i günah ve isyanları verebiliriz. Bunlardan her biri veya hepsi birden, insanın önünde perde olup, onun menzil-i maksuda ulaşmasına mâni olmaktadır.
“Nefsindeki ‘Ene’yi yırt, ‘Hüve’yi göster.”[5] hakikatinin bir vechi de bu mânâya işaret etmektedir.
[1] Mezkûr: Adı geçen, sözü edilen, yukarıda anılan, zikrolunan.
[2] Müşâhede: Gözlem.
[3] Kābil: Olabilir, mümkün.
[4] Küreyvât: Kürecikler; alyuvar ve akyuvarlar.
[5] Nursî, Sözler, s. 389.

Bu konuda geri bildirim bırakın