3- Dünyanın Fânî Zevklerine Aşk ile Bağlanmak
Cenâb-ı Hak, bu dünyayı kudsî sıfatlarına ve esmâ-i hüsnâsına bir tecelligâh kılmış, san’atını, maharetini, hâkimiyetini onda tezahür ettirmiştir. Dünyayı, insanın hayat-ı ebediyyesi için bir çiftlik, istidatlarının inkişafı için bir imtihan meydanı, san’at-ı İlâhiyye’yi seyr ve tefekkürü için bir temâşâgâh olarak yaratmıştır.
Dünyanın bu mahiyetinden gaflet eden insanlar, onun fânî ve aldatıcı yüzüne âşık olurlar. Ebedî hayat için verilen akıl ve kalplerini, istidad ve kabiliyetlerini onun geçici zevklerine sarf ederler. Kendilerine teveccüh eden enfüsî ve âfâkî nimetlerin, sadece nefislerinin tatmini için verildiğini vehmederler. Rızâ-i İlâhî yerine insanların teveccühüne itibar ederler. Uhrevî mertebeler yerine dünyevî makamları arar, onlara tâlip olurlar. Aşırı zevk ve sefâhat ile muhakeme güçlerini ve müstakim düşünme kabiliyetlerini zâyi ederler. Gitgide bu hayat tarzlarını bir dâvâ hâline getirirler. Uhrevî ve mânevî meselelere önce lâkayd ve bigâne kalır, daha sonra bunlara cephe alma vaziyetine girerler. Neticede İlâhî ve Rabbânî hakikatlere karşı idrakleri kısırlaşır, muhakemeleri sathîleşir. Muhal olduğu az bir dikkat ile anlaşılabilecek bir vesveseyi, yahut hariçten telkin edilen bir hurafeyi muhakeme etmekten âciz kalırlar; hakikatsiz vehimlere çabuk aldanırlar.

Bu konuda geri bildirim bırakın