9- İnsanın Fıtrî Vazifesi Olan İbâdeti
Terk Edip İsyana Girmesi
Cenâb-ı Hak, bu kâinatı ve içindeki bütün mevcudatı insan için yaratmış ve onu bu âleme en büyük gaye ve netice yapmıştır. Elbette insanın da kâinatın fevkinde bir gayesinin olması zarurîdir. Bu gaye ise ancak Allah’a îman ve O’na ibâdet ve itaat etmektir. İbâdet, Cenâb-ı Hakk’ın azamet ve kibriyâsını teşbih[1] ve tenzih;[2] nihayetsiz kemâlini tâzim[3] ve takdis;[4] hadsiz lütuf ve ihsanına şükür ve hamd etmektir. İnsan, hakiki insaniyet mertebesine ancak ibâdet ile çıkabilir. Zira ibâdet insanın hayvanî arzularını kayıt altına alır. Onu Mabûd-u hakîkisine yaklaştırır. Kuvve-i akliyye,[5] kuvve-i gadabiyye[6] ve kuvve-i şeheviye[7]sini intizam altına alır. Rûhunu inkişaf ettirir, kalbini tasfiye eder. İnsanı yüksek ahlâk ve ulvî seciye sâhibi kılar.
Evet, insanın fıtrî vazifesi ibâdettir. Bu fıtrî vazifeyi terk eden insan, ahlâken sukut[8] eder, hayvanî hislerinin mahkûmu olur. İçtimâî hayatta hak ve hukuk dinlemez, mütecâviz[9] olur. Rûhen tedenni eder, günahların iç yüzündeki dehşetli çirkinliği göremez. İşlediği günahlar onu adım adım inkâra doğru götürebilir. Günahları işleye işleye kalbi ve vicdanı kararır. Latifeleri söner, idraki meflûç[10] olur. Muhakeme kabiliyetini kaybeder. Neticede hayra kabiliyeti kalmaz.
Malûmdur ki, âmirinin verdiği vazifeleri yapmayan bir memur, ona karşı önce mahcubiyet duyar. Eğer itaatsizliğe devam ederse sonunda bu mahcubiyet yerini bir nevi düşmanlığa, isyana terk eder. Aynen bu misâl gibi insan da, Mabûd-u Bilhak[11] olan Allahu Azîmüşşân’ın emir buyurduğu kulluk vazifelerini terk ettiğinde önce sıkılır, mahcup olur. Günaha devam ede ede, sonra kalbinden Allahu Teâlâ’ya karşı muhabbet ve havf silinir, yerini kin ve iğbirara terk eder. İsyanda ısrar ettikçe ibâdetten hoşlanmamaya ve nefret etmeye başlar. Kaderi tenkit eder, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetini ittiham[12] eder. Yaptığı isyanları müdafaa hâlet-i rûhiyesine girer. Artık böyle bir insan, din ve mukaddesat aleyhindeki iğfal,[13] ifsat[14] ve propagandalara kapılmaya hazır hâle gelmiştir. Böyle bir insan, ulûhiyet, âhiret, kader, haşir gibi imanî meselelerde küçük bir vesveseyi, âdi bir vehmî kuvvetli bir delil telâkki eder. Bu zan ile güya, mesuliyetten kurtulup selâmete çıkacağını vehmeder. İfsat komiteleri bu tip insanları kolayca aldatıp kendilerine râm ederler.
[1] Teşbih: Benzetme, benzetilme.
[2] Tenzih: Kusur ve günahlardan temizleme, temiz olduğunu söyleme.
[3] Tâzim: Hürmet etme, saygı gösterme, büyük sayıldığını belli edecek şekilde güzel muamelede bulunma.
[4] Takdis: Allah’ı şânına yakışmayan sıfatlardan tenzih etme.
[5] Kuvve-i akliyye: Akıl gücü, duygusu.
[6] Kuvve-i gadabiyye: Öfke duygusu.
[7] Kuvve-i şeheviye: Şehvet gücü.
[8] Sukut: Daha aşağı derecelere, mertebelere inme, seviye kaybetme.
[9] Mütecâviz: Saldıran, tecâvüz eden, saldırgan.
[10] Meflûç: Durmuş, çalışmaz, işlemez duruma gelmiş.
[11] Mabûd-u Bilhak: Hakkıyla ibâdete layık olan Allah.
[12] İttiham: İtham, suçlama.
[13] İğfal: Gaflete düşürerek kandırma, aldatma.
[14] İfsat: Kargaşalık, fitne çıkarma.

Bu konuda geri bildirim bırakın