Bediuzzaman’ı Nasıl Tanıdım

Hocam Nâdir Efendi Bediüzzaman’ı Çok İyi Tanıyordu

Hocam Nâdir Efendi[1]Bediüzzaman’ı Çok İyi Tanıyordu

Hacı Faruk Bey’in vefatından sonra, tahsilime Şark’ın tanınmış âlimlerinden Nâdir Efendi’nin yanında devam ettim.

Nâdir Efendi, Bediüzzaman Hazretlerini diğer hocalarıma nisbeten daha iyi tanıyordu. Onlar, Bediüzzaman’ın kendi ifadesiyle, “Eski Said devresine; Nâdir Efendi ise, hem “Eski” hem de “Yeni Said” devresine vâkıf idi. Tâbir-i câizse, onlar muhteşem bir “tulûun” müjdecisi olan fecrin parıltılarını görmüşlerse; Nâdir Efendi o güneşi seyretmiş ve ziyâsından tefeyyüz etmişti.

Bediüzzaman Hazretlerinden her fırsatta sitayişle bahseder, O’nu, İslâm âleminin yetiştirdiği mürşid ve mütefekkirlerin kâmil bir örneği olarak tanırdı. Eserlerini okuduğunu ve kendisini Isparta’da ziyaret ettiğini iftiharla anlatırdı. O’nun ilim sahasında olduğu gibi, ledünniyât âleminde de bir sultan olduğunu söylerdi. Kendisinden Seyyid Şerif-i Cürcanî’nin Şerhü’l Mevâkıf’ını ve Teftâzânî Hazretlerinin Şerhü’l-Makasıd’ını ders aldığımda:

“Bu eserlerde ekilen hakikat çekirdeklerini Bediüzzaman, asrımızda yeşertmiş, sümbüllendirmiş ve herkesin istifade edebileceği bir ağaç hâline getirmiştir” derdi.

Sa’d-i Teftâzânî’nin Fenn-i Beyân ve Meani’ye ait “Muhtasar” isimli eserini okuduğumuzda, bize şöyle demişti:

“Bediüzzaman da Kur’ân’ın belâğât ve fesahatinin esrarını anlatan İşâratü’l-İ’caz isimli bir eser yazmıştır. Ben o eseri birçok defa okudum ve okuttum. O’nun; Keşşaf, Beyzavî, Abdülkahir Cürcanî gibi nice belagat dâhilerinin sezemedikleri birçok nokta ve nükteleri harikulade bir tarzda keşfetmiş olduğunu gördüm.”

Hocamız Nâdir Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin Mantık ilmine ait Kızıl Î’caz isimli eserini tam bir yıl boyunca tetkik ettiğini, onda serdedilen kaideleri Aristo ve İbn-i Sînâ gibi mantık üstadlarının “tasavvur” dahi edemediklerini söyler ve şöyle buyururdu:

“O’nun en mümtaz vasfı, kelam ilminin en derin ve müstakil meselelerini hârika temsillerle herkesin anlayabileceği bir şekilde izah edebilmesidir, hakikat şu ki; O, zamanımıza kadar bir benzeri daha yazılmayan ve her tabakadan insanın seve seve okuduğu eserleriyle, ilmî ve fikrî bir cihad yapmıştır. Kader-i İlâhî’nin kendisine tevdi ettiği bu mukaddes vazifeyi büyük bir sabır ve tevekkülle yılmadan, usanmadan ve bütün engelleri aşarak sonuna kadar devam ettirmiştir.”

Erhamürrahimîn olan Allahu Teâlâ her ikisine de felek çarklarını durduruncaya kadar rahmet etsin…


[1]       Nâdir Efendi, ismi gibi nâdirü’l vücut bir insandı. Halim ve selimdi. Zühd ve takvâsıyla olduğu kadar, ilim ve irfanıyla da temâyüz etmiş büyük bir üstad idi. Bereketli bir ilmi vardı. Şark’ta çok sayıda ilim ve irfan sâhibi talebe yetiştirmişti. Halkın hüsn-ü teveccühüne mazhar olmuş, nezih bir âlimdi. Mâneviyat sahasında da feyiz tecellilere mazhardı.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X