Tenâsüh, Ruh-Beden Münasebetine de Ters Düşer
Tenâsühçülere şöyle bir soru soralım: Her hâne, içinde oturanın, kāmet ve kıymetine göre tertip, tanzim ve teşkil olunur. Saray sultana göre, kafes kanaryaya göre yapılır. İşte, hâneler ile içinde oturanlar arasındaki bu münasebet, en kâmil mânâda ruhlar ile cesetler arasında mevcuttur. Hâkim-i Mutlak, koyunun cesedini onun munis rûhuna, arslanın cesedini de onun haşin rûhuna mutâbık şekilde yaratmıştır. Bunun şâhitleri, canlıların nev’ileri, hatta fertleri adedincedir. Rahîm-i Zülkemâl, ebedî saadete namzet olarak yarattığı, akıl, hafıza, hayâl ve daha nice zâhirî ve bâtınî hassalarla teçhiz edip bezettiği insan rûhuna, tefekkür, ibâdet, şükür gibi ulvî vazifeleri yapmaya en elverişli bir beden giydirmiştir. Malumdur ki, bir mahiyetin hassaları, o mahiyetten ayrılmaz. Bu hakikate göre, insan rûhu, faraza bir hayvan bedenine girse, düşünmesine, tefekkürüne devam etmek isteyecek, bildiklerini anlatmak, mârifetlerini sergilemek arzu edecektir. Bulunduğu ceset, buna hiçbir cihette elverişli olmayacağından hayatını devam ettiremeyecektir.
İnsan bedeninde bile bazen sıkılan, bunalım geçiren bir ruh, elbette hayvan bedeninde yaşayamayacaktır.
İşte, tenâsüh fikrine saplananlar, dünyadaki vazifesini bitirdiğinde bedenden ayrılan bu âli misafiri, bazen kümese sokup insanlardan ürkütmekte, bazen arslana yerleştirip ceylânlara saldırtmakta, bazen da kurbağaya gönderip, suya sokup çıkarmaktadırlar. O lâtif misafirin önüne bazen kum, bazen hayvan lâşeşi, bazen ot ve saman koymakta, hikmete isyan etmekte, hakikate ters düşmektedirler. Bazen, hayatta iken tavuk yiyen o misafiri, öldükten sonra tavuk bedenine sokup, gâh insanlara, gâh tilkilere yedirmektedir! Tenâsühçüler, hamam böceğindeyken herkesten ve her sesten ürken, dipte köşede ne bulursa onunla kanaat eden bir rûhu, kaplan bedenine sokunca cevval ve kahraman yapmakta ve ceylan etine meftun etmektedirler. Ve yine tenâsühçüler, bir rûhu günde birkaç bedene sokmakta, meselâ, sabahleyin bir keçide, ikindiye kadar öküzde, akşama kadar inekte yaşamakta, gece de maymun olarak yatırmaktadırlar.
Tenâsühçülere göre, bugün ceylana saldıran kaplan, belki de dün ceylân idi. Veya bugün bu safsatayı savunan tenâsühçü belki de dün bir yılan idi. Acaba, tenâsühçülerin zehirli fikirleri, yılanlık dönemlerinden kalmış olmasın!
Hâsılı, cesetlerle ruhlar arasındaki mükemmel uygunluk, ahenk, mutâbakat ve münasebet gösteriyor ki, Cenâb-ı Hak, bu cihana merkez olarak yarattığı, doğuştan medenî kılıp, ilim ve irfan ile sinesini genişlettiği, arza halife ve mahlûkat kafilelerine kumandan tâyin ettiği insanın rûhunu, ölümden sonra hayvanların cesetlerinde gezdirmez; bitkilerde, madenlerde seyr-ü sefer ettirmez; onu hakir ve zelil etmez.

Bu konuda geri bildirim bırakın