İnsan, Millet ve Devlet

İnsanın Devletine Karşı Vazifeleri

İnsanın Devletine Karşı Vazifeleri

İnsanın kendi ailesine karşı vazifeleri olduğu gibi, kendini idare eden devlet ve hükûmete karşı da elbette ki vazifeleri vardır.

Millet ve memleketini seven bir insan, evvela Allah’a, sonra Peygamberimize, sonra da “ulu-l emir” denilen idarecilerinin meşru dairedeki emirlerine itaat etmelidir. Bu, hem dinî, hem de millî bir vecibedir. Kur’ân-ı Kerîm’de mealen:

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ

“Ey îman edenler! Allah’a ve Rasûlüne ve sizden olan ulu-l emre itaat ediniz.”[1] âyet-i kerîmesi bu husustaki vazifemizi tâyin etmiştir.

Bu âyetten anlaşılıyor ki, Cenâb-ı Hak icraatlarını adâlete bina eden, zulümden kaçınan müstakim âmirlere itaat etmelerini insanlara emrediyor. Bu gibi idarecilerin emirlerine uymak vâciptir. Fert ve cemiyetlerin saadetlerinin devamı itaat iledir. Şu var ki, meşru olmayan emirlerde itaat yoktur. Demek ki, itaatin vâcip olması, hak ve adâlet üzere devam eden idareciler içindir.

Ebû Hureyre’den rivâyetle Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“Bana itaat eden, muhakkak ki Allah’a itaat etmiş gibidir. Bana isyan eden, muhakkak ki Allah’a isyan etmiş gibi olur. Âmirine itaat eden, muhakkak ki bana itaat etmiş gibidir. Âmirine isyan eden, muhakkak ki bana isyan etmiş gibidir.”[2] buyurmuştur. Bu hadiste, âmire itaat etmenin Allah ve Rasûlüne itaat olduğu ve âmirine isyanın da Allah ve Rasûlüne isyan olduğu açıkça beyan edilmiştir.

Tabiinin büyüklerinden Ebû Hazin Hazretleri ile bir âmir arasında şöyle muhavere geçer. Âmir:

“Siz bize itaat ile memur değil misiniz? Biz sizin âmiriniziz.”

Ebû Hazin:

“Adâlet ve haktan ayrılmadığınız müddetçe size itaate memuruz. Siz bu hakkı tecavüz ederseniz, size itaat etmek mecburiyetinde değiliz.”

Nitekim Peygamber Efendimiz:

“Hâlık’a isyan olan emirlerde mahlûka itaat olmaz.”[3] buyurmuştur ve Hulefâ-i Râşidin Efendilerimiz de:

“Ben size adâletle hükmettikçe siz de bana itaat edin, şayet adâlete muhalefet edersem, siz de bana itaat etmeyin.” demişlerdi.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde:

“Sizi idare edenlerin hayırlısı onlardır ki, siz onları seversiniz, onlar da sizi severler. Siz onlara dua edersiniz, onlarda size dua ederler.”[4] diye buyurmuştur.

İslâm aydınlarının ve düşünürlerinin en mühim vazifelerinden biri; fertleri ilim, irfan ve ahlâk noktalarında irşad edip yetiştirmeleridir. Çünkü bir milletin terakkî ve tekâmülü, o milleti teşkil eden fertlerin ilim, irfan ve ahlâkla mücehhez olmasına bina edilir. Diğer bir vazifeleri de milletin birlik ve beraberliğine zarar gelmemesi için, milletin arasında çıkan fitne ve fesada, maddî ve mânevî felaketlere karşı fertleri ikaz edip uyarmak, muhabbet ve uhuvvetin ehemmiyetini onlara anlatmaktır.


[1]       Nisâ, 4/59.

[2]       Buhârî, Cihâd 109, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 32, 33. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 27; İbni Mâce, Mukaddime 1, Cihâd 39.

[3]       Buhârî, Âhâd 1; Müslim, İmâre 39-40; Ebû Dâvûd, Cihad 87; İbn Mâce, Cihad 40; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/94, 400; 4/426, 427, 432, 436; 5/66, 67, 70, 325, 329.

[4]       Tirmizî, Fiten 77, (2265).

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X