Allah Rasûlü (s.a.v.) Daima Liyakati Esas Alırdı
Hz. Peygamber (s.a.v.), işi ehline verme noktasında çok hassas davranır, vazife taksiminde liyâkat, istidat ve kabiliyeti esas alırdı. Tebük Seferinde Hz. Ömer (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.) gibi büyük sahabîlerin bulunduğu orduya âzadlı köle Zeyd’in oğlu Üsâme’yi kumandan tâyin etmesi bunun açık delilidir. Çünkü idarî işlerde mal mülk, soy ve nesep değil, liyakat ve vasıf esastır.
Bir gün Peygamber Efendimizin amcası Abbas’ın oğlu, kendisinden tahsildârlık memuriyeti istedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü şöyle cevap verdi:
“Sadaka, halkın artığıdır. Muhammed’in ailesinden hiç kimse sadaka toplayamaz!”[1]
Başka bir iş için talepte bulunan diğer bir kişiye de şöyle buyurdular:
“Biz, bu işlere tâlipli olanları değil, lâyık olanları getiririz.”[2]
Bu bakımdan, bütün idareciler Hz. Peygamberi örnek almalı, işi ehline vermeli, eş, dost, hısım ve akraba gözetmeden herkese eşit davranmalıdırlar. Nitekim Cenâb-ı Hak şu âyet-i kerimeyle vazifeyi ehline vermeyi emretmektedir:
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ
“Allah size emanetleri mutlaka ehline vermeyi ve insanlar arsında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.”[3]
Eğer emanet ehil olmayana verilirse, millet zarara uğrar, devlet de terakkî yerine tedennî eder ve izmihlale gider.
Nitekim bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır:
“Emanet kaybedildiği zaman, yani işler ehli olmayanlara verildiği zaman kıyâmeti bekle.”[4]
[1] Müslim, Zekât, 161.
[2] Müttefekun Aleyh, Mişkâtu’l Mesâbîh.
[3] Nisâ, 4/58.
[4] Buhârî, İlim 2, Rikāk 35.

Bu konuda geri bildirim bırakın