İnsan, Millet ve Devlet

Azim ve Sebat

Azim ve Sebat

Azim, herhangi bir işte başarıya ulaşmak için gösterilen gayrettir. Sebat ise; kararlı olma, ahde vefa, verilen karardan dönmeme gibi mânâlara gelmektedir.

Azim ve sebat, beşeri gayrete getiren câzip bir ruhtur.

İnsan takvâ ve sâlih amel ile terakkî ettiği gibi, müşkillere, musibetlere, zorluklara ve hastalıklara karşı azim ve sebat göstermekle de terakkî ve teâlî[1] eder.

İnsan ancak azim ve sebat sayesinde umduğu ve arzu ettiği şeylere nail olur. Azim ve sebat ahlâkî faziletlerdendirler. Hiçbir şey, azim ve sebat gösteren sabırlı ve metin insanları kararından döndüremez. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de:

فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ

“Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et.”[2] buyurmaktadır.

Bütün başarılar ve fetihler, hep azim ve sebatın neticesinde olmuştur. Beşerde meydana gelen terakkiyat ve medeniyet harikaları da hep bu güzel hasletlerin meyvesidir.

Atalet, meskenet, ümitsizlik ve kararsızlık gibi ârıza ve mâniler onun sahasına giremez. Azim ve sebat, önüne çıkan bütün ârıza ve mânileri ortadan kaldıran bir ateşparedir ki, hiçbir set ve kuvvet ona karşı mukavemet edemez.

Tarihimiz azim ve sebatın misalleri ile doludur. Bunlardan birkaçını zikredelim:

İslâmiyet’in ilk tesis ve intişarı[3] yıllarında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabe-i kiramın uğradıkları şiddetli eza ve cefalara karşı gösterdikleri sabır ve tahammül.

Yine Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Uhud Harbi’nde kaderin bir cilvesi olarak meydana gelen mağlubiyet esnasında tek başına kalmışken, harbin şiddeti hengâmında düşmana karşı bir dağ gibi durarak dağılan sahâbîlere cesaret vermesi, onları bir merkezde toplaması, üzerine hücum eden küffarın kılıçlarına karşı pervasızca göğüs germesi.

Yine Peygamber Efendimizin (s.a.v) Gazve-i Huneyn’de sahâbîlerin geri çekildiği bir sırada, bindiği katırı düşman saflarına sürerek gösterdiği şehâmet.[4] Bütün bunlar, O’nun (s.a.v.) azim ve sebatının pek çok misallerinden birkaçıdır. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bütün hayatı hep azim ve sebat üzerine geçmiştir.

Târık bin Ziyâd’ın i’lâ-yı kelimetullah için cesur ve fedakâr bir fırka-i mücâhidin[5] ile Endülüs’ün fethinde muvaffak olması, Septe Boğazı’nı[6] geçtikten sonra bindikleri gemileri yakması, azim ve sebatın en güzide örneklerindendir.

Büyük Osmanlı padişahı Fâtih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethini gerçekleştirmek için gemileri karadan yürütmesi, yine azim ve sebatın unutulmaz örneklerindendir.

Yavuz Sultan Selim’in meşhur İran seferinde yorgunluktan sarsılan ve mecalsiz kalıp geri dönmek isteyen askerlerin kuvve-i mâneviyelerini takviye etmek için gösterdiği fedakârlık ve hamâset[7] de, azim ve sebatın başka bir misalidir.

Îman ve Kur’ân hizmeti yolunda asrın bütün şerirlerinin her türlü zulüm ve işkencelerine karşı; yılmadan, usanmadan ve yorulmadan tahammül eden ve bütün ömrü harp meydanlarında, esaret zindanlarında ve mahkemelerde geçen, esarette bile düşman kumandanına karşı koyan ve bu azimle îman ve Kur’ân hakikatlerinin gönüllerde yerleşmesine vesile olarak, milyonlarca faziletli ve fedakâr talebe yetiştiren Bediüzzaman Saîd Nursî Hazretlerinin bütün ömrü, azim ve sebatın, fazilet ve şehâmetin unutulmaz misalleriyle doludur.

Âlicenap ve himmet erbabının ve husûsen nur talebelerinin insanlık adına yaptıkları maddî ve mânevî hizmetler ve gösterdikleri üstün fedakârlıklar esnasında maruz kaldıkları meşakkat ve sıkıntılara büyük bir sabır ve tevekkülle karşı koymaları, azim ve sebatın unutulmaz misallerindendir.


[1]       Teâlî: Yükselme, yücelme, âlî olma.

[2]       Âl-i İmrân, 3/159.

[3]       İntişar etme: Yayılma.

[4]       Şehâmet: Zekâ ile beraber olan cesaret, aklın kontrolünde olan yiğitlik.

[5]       Fırka-i mücâhid: Mücadele edenler topluluğu.

[6]       Septe Boğazı: Fas’ın kuzeyinde, Cebelitârık Boğazı’nın Akdeniz’e açılan kesiminde, İspanya hâkimiyetinde şehir.

[7]       Hamâset: Yiğitlik, kahramanlık.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X