Bediuzzaman’ı Nasıl Tanıdım

Barla Denizi

Barla Denizi

Eğirdir Gölü

Ayağa kalktım. Arkadaşlara doğru yürüdüm. Hep beraber Eğirdir Gölü’ne, Üstad’ın tâbiriyle “Barla Denizi”ne doğru yola koyulduk.

Gölün kıyısına indik. Göl, aşklıydı, şevkliydi. Derin derin uğultular ve velveleler ile kaynıyordu. Vecde gelmiş, neşve içinde çalkalanıp duruyordu. Güneşin ziyâsıyla mezcolan mevceler (dalgalar) parlayıp parlayıp sönüyor, sönüp sönüp, parlıyordu.

Göl, dehşetli teheyyüçler ile coşan deryaları andırıyordu. Bilemiyorum, bir cûş-u huruş, bu teheyyüç çok eskiden beri mi vardı, yoksa Bediüzzaman gibi bir velî-i kâmilin ah-ü eninlerinin, niyâz-u figanlarının ve sonunda bir fırtınaya dönüşen nefeslerinin tahrikiyle miydi?

Sıddık Süleyman, bizi göl kıyısında bir yere götürerek:

– İşte, Üstad’ımız, burada ‘Fenzur ilâ asar-i Rahmetillâhi ilh…’ âyet-i kerîmesini okuyarak gezinirken, kalbine Haşir Risalesi ilham olunmuştur, dedi.

– Barla sanki bir arşiv, bir kütüphâne, her yeri ayrı bir hâtıra, ayrı bir mânâ yüklü… demekten kendimi alamadım.

Artık ayrılma vaktimiz gelmişti. Yola çıktık. Gelen bir otobüsü durdurduk. Barlalılarla vedalaştık. O sevimli sahilleri, dağları ve bağları son bir defa daha hazinâne temâşâ ile otobüse bindik. Güneş, ufuklara doğru cereyan eden ziyâsının dalgaları arasından sâkin sâkin süzülerek gidiyordu. Erzurum’a müteveccihen ayrıldığımızda Barla âfâkı işte böyleydi…

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X