Bir Askere Mektup
Hâl u ahvalinizi beyan eden mektubunuzu aldım. “Cevap göndermeseniz de olur.” tarzındaki mütevazıyane ifadeniz bize birkaç satır yazı yazmayı şükran borcu hâline getirdi. Sizin gibi muhib ve vefaperver bir refiki mektup vasıtasıyla da olsa tezekkür ve tahattur tekellüf değil, belki teşerrüftür. Mektubunuzun muhteviyatı bizi kemal-i memnuniyetle mesrur etti. Askerlik hakkındaki takdiratınız, doğrusu bizim için mucib-i şükrandır.
Benim Efendim;
Hakikat bu ki, Allah’a ibâdetten sonra, askerlik gibi bir vazife-i mukaddese tasavvur olunmaz; hele bizim ordumuza… Sahâbîden sonra i’lâ-yı kelimetullah’ı deruhte eden bu haşmetli ordumuza, asırlarca cihad edip vatan ve millete ettiği hizmetin mükâfatı hem Allah’ın ind-i mânevisinde, hem Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yanında makbuldür; hem evliyâ ve asfiyânın ruhlarını şâd eden bir haslet-i celiledir, hem de bu milletin yanında şâyân-ı takdir ve tazimdir. Bunda şaibe-i tevehhüm yoktur. Onların bu şerefli hizmeti tasvir ve tahlile sığmaz ki, benim kalemim buna muktedir olabilsin.
Bin yıldır Kur’ân-ı Azimüşşan’ın elmas kılıç ve sancak-ı kudsisini cihanın cihat-ı sittesinde rüstempesendâne dalgalandıran kahraman ordumuzun şahs-ı mânevisi başta Peygamber Efendimiz Hazretleri ve dolayısıyla bütün evliyâ ve asfiyânın iltifat ve teveccühlerine ve milletin duasına mazhardır; bu mazhariyet bir şereftir ve bizim ordumuz dışında hiçbir milletin askerine nasip olmamıştır. Ancak bu ikram-ı ilâhî şükür ister ki, devam etsin. Bu iltifat ve dualar kahraman ordumuz için bir tahassungâh ve azim bir hısn-ı hasindir. Evet, bu keyfiyyet, nasıl ordumuz için bir kale ise, bu ordu da bizim için en büyük bir istinatgâhtır. Zira âdab-ı millîye ve diniyyemizle beraber, Cennet letafetindeki vatanımız, tuba halâvetindeki bayrağımız bu vatanperverlerin yed-i himayesindedir. İnşâallah kıyâmete kadar böyle devam edecektir.
Mutantan menkıbeleriyle dünyayı hayrette bırakan yiğit askerlerimiz, asırlardan bu yana, kızıl renkli Moskoflar sürüsüyle, Roma vârislerinin gülle ve kurşunlarına yalçın kayalar gibi göğüs gererek medeniyet ve tarih, saltanat ve istiklâliyetlerini celâldarane müdâfaa ve muhafaza etmişler, o kaya göğüsler, üzerlerine semâdan döne döne inen kızıl alevler ve yerden patlayan azgın bombalara karşı şehametle koca ülkenin kapısında durup, âlem-i İslâm’a gelen tehlikeleri kırıp parçalamışlardır. Her biri tek başına bir şeceat timsali olan mücâhitler, yüksek bir medeniyetin, köklü bir tarihin, haşmetli bir saltanatın mümessili olmuşlardır.
Evet efendim, işte böyle bir mevki-i muallaya sâhip şanlı bir ecdadın ahfâdı olan kahraman ordumuzda bir nebze de olsa hizmette bulunmanız, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsanıdır. Sizinle beraber bu lütuf ve ihsana nail olan hamiyetli ve vicdanlı asker ve kumandanları samimiyetle sever, kalp ve vicdanımla tebrik ederim.
Cenâb-ı Hak bize, dünya kurulduğundan beri, hiçbir millete nasip olmayan mefâhirle memlû bir tarih, bir mâzi vermiş; inancıyla, ibâdetiyle, ahlâkıyla, mâbediyle, kışlasıyla, adaletiyle, şevket ve saltanatıyla birçok şeref tabloları ortaya koyan bir ecdad lutfetmiştir. Bu tarih, bu mâzi, bu tablolar bizim şerefimizdir, haysiyet ve namusumuzdur, mukaddesatımızdır.
Bizi ve bu gençliğimizi, bu tablo ve maziden, tarih ve ecdadımızdan koparmak isteyen, araya perde çeken, içteki ve dıştaki hainlere karşı ordumuzun mutabassır olması, bize huzur ve sürur bahşetmiştir.
Yüce Allah, ülkemizin ufuklarını ihata eden ulu kubbe ve beyaz minareli mâbetleri, burçları semâlara ser veren heybetli sur ve kaleleri, kahramanlar konağı olan kışlaları, padişah sarayları ve türbelerini, bu yurdun her bucağında, başımızın üzerinde al ve beyaz mevceler gibi dalgalanan bayrağımızı kıyâmete kadar iç ve dış düşmanların şerrinden muhafaza buyursun. Âmin.
Bu vesile ile binler selam ve dualar ederim; maddî ve mânevî sıhhat ve âfiyetle berkemal olmanızı Cenâb-ı Hakk’a niyaz ederim. Sizi ve mensup olduğunuz kahraman ordumuzu Cenâb-ı Hakk’ın avn-i inayetine emanet eylerim.
4 Nisan 1982
Mehmed Kırkıncı

Bu konuda geri bildirim bırakın