Bu Âlemde Boğulmamak
Kavun çekirdeğinin kavunun dışıyla alâkası vardır. Yani, bir çekirdek kavun içinde teşekkül ettiği ve ondan süzüldüğü gibi, kavun da kâinatla beslenmekte ve ondan süzülmektedir.
Mezkûr[1] kavun çekirdeği gibi, bu kâinattan, onun da bir diğerinden süzüldüğünü iddia etmek bizi teselsülün[2] muhaliyet derecelerine düşüreceğine göre, bilbedâhe[3] bu âlem o Hâlik-ı Zülcelâl’in esmâsının nakşıdır. Ve tâbir-i câizse, o semâdan süzülmüş bulunmaktadır.
Kavun çekirdeğinin, “Ben kavundan süzüldüm.” deyip oturması ve kâinatı hiç düşünmemesi ne derece dar bir görüş, kısır bir düşünce ise, nazarlarını sadece bu kâinata hasreden kimselerin cehâleti de ondan bin derece daha aşağıdır.
Kendilerini bu kâinat içinde boğan insanlar, birçok suallerine cevap aramakta ve aradıklarını bulamamanın ızdırabını veya boşluğunu çekmektedir. Şöyle ki:
Bir elmayı yiyen bir mü’min “Elhamdülillâh” diyerek, bu nimete karşı şükür vazifesini yerine getirdiği ve ni’metin devamını talep ettiği hâlde, ehl-i delâlet Allah’a inanmadıkları için teşekkür edecek ve ihsanının devamını isteyecek bir merci bulamamaktadır. Zira akılları ağaca, toprağa, havaya veya güneşe teşekkür etmelerine müsaade etmemektedir.
Aynı şekilde, bir musibete düçâr olan bir mü’min, Hâlik-ı Külli Şey’e tevekkül ederek tedavi olduğu hâlde, ehl-i küfür sığınacak bir merci bulamıyor. Zira ne semâ, ne arz ve ne de onların içindekiler, insanın yaralarına merhem sürmekten çok uzaktırlar. Misâller çoğaltılabilir.
Her hâdise, insan için kâinatta boğulma, Hâlik’ını unutmama hususunda bir ikaz ve hakikati görmek için bir pencere oluyor.
[1] Mezkûr: Adı geçen, sözü edilen, yukarıda anılan, zikrolunan.
[2] Teselsül: Kesintisiz olarak birbirini tâkip etme, zincirleme devam etme.
[3] Bilbedâhe: Apaçık bir şekilde.

Bu konuda geri bildirim bırakın