Hikmet Pırıltıları

Cennette “Yok” Yoktur

Cennette “Yok” Yoktur

Ölçüye giren bir şeyin mutlaka sonu vardır. Mesela, bir mesafenin başlangıç noktasından itibaren bir santimetrelik bir kısmı ölçüldüğü takdirde, bu ölçme o mesafenin mutlaka bir noktada son bulacağına delil olmaktadır.

Bizim bu fâni âlemi uçsuz bucaksız zannetmemiz, eline her gün ancak beş veya on lira geçen bir fakirin padişahın hazinelerini sonsuz zannetmesine benzer. Biz de o fakir adam gibi, kendi küçük ölçülerimizle bu âlemi ölçmeye kalkıyor ve sonsuz zannediyoruz. Padişahın hazinesindeki altınlar gibi, semâ denizindeki yıldızların da mutlaka bir noktada sonu gelmektedir.

Fakat Cenâb-ı Hakk’ın nihayetsiz kudreti ebedî saadet yeri olan cennette yüzde yüz tecellî edecektir. Böylece bir insan, her neyi arz etse ânında o şeyi karşısında bulacak ve her nereye gitmek istese bir anda oraya vâsıl olacaktır. Cennette yok, yoktur.

Bu noktada bu hususa da işaret edelim:

İnsanlar bir eser yaparken, mesela bir fabrika inşâ ederken, kâinatta mevcut olan taşı, toprağı, demiri, çeliği vs. istimâl ediyor ve onlardan çeşitli âlet ve cihazatı bir araya getirmek sûretiyle fabrikayı kuruyorlar. İnsanların bir anda milyonlarca fabrika yapamamaları iki husustan ileri geliyor: Bunlardan birisi, kudretlerinin ve servetlerinin mahdut[1] oluşu, diğeri de eserlerin yapılmasında kullandıkları maddenin mahdut olması ve dolayısıyla da onların tedariki için ayrı bir zahmet ve külfet çekmeleridir.

Kadîr-i Mutlak ise, nihayetsiz kudretiyle her şeyi yoktan halkediyor. Bu dünyada imtihan sırrına binaen ve o Hakîm-i Ezeli’nin hikmetinin iktizasıyla, bir derece perdeli olan bu tasarruf, âhirette perdesiz görülecektir.

Yokun sonu gelmeyeceğine göre, Kadîr-i Ezelî’nin yaratacağı mahlûkatın da sonu gelmeyecektir. Ne taşın tükenmesi ve ne de demirin sona ermesi gibi bir mesele, yoktan yaratmada mevzubahis değildir. Bu hakikati bir misâlle biraz daha vuzuha kavuşturalım. Mesela bir sultan, raiyyetine kendi hazinesinden altınlar bağışlasa, bu lütfun bir gün sonu gelebilir. Fakat o sultan mesela; kerametiyle parmaklarını her açıp yumdukça elinden altınlar dökülse, artık bu altınların sonu gelmez. Çünkü bu hâlde altınlar hazineden değil, yokluktan akmaktadır.

İşte, kudreti nihayetsiz olan Zât-ı Zülcelâl’in lütuf ve ihsanatının cennette ebediyyen devam edeceğine bu misâlden bir derece bakılabilir.


[1]       Mahdut: Sınırları belirlenmiş, sınırı tâyin edilmiş, sınırlı, hudutlu.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X