İnsan, “Nisyan”dan Alınmıştır
“İnsan nisyandan alındığı için nisyana müptelâdır.”[1]
“İnsan” kelimesi lâfzan fi’lân vezninde olup beşer mânâsına gelmektedir. Bu kelimenin neden alındığında, yani aralarında mânâca münasebet bulunan hangi kelimeden müştak olduğunda ihtilâf vardır.
Hemen şunu ilâve edelim ki, her lâfzın mutlaka başka bir kelimeden müştak olması gerekmez. Zira bu hâlde teselsül[2] lâzım gelir, bu da bâtıldır. Buna göre insan kelimesi için bir iştikak aramaya hacet yoktur. Ama lisan âlimleri, yine de bazı letafetlere binaen bu kelimeye bir iştikak aramışlardır. Şöyle ki:
1. Mezkûr[3] âlimlerden bazıları, “insan” kelimesinin “ins”den alınmış olduğunu ve sonundaki an ekinin de zâit[4] bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunlardan ehl-i tahkik olanlar ise, an ekinin zait olmadığını ve “insan” kelimesinin “ins” lâfzının tesniyesi[5] olduğunu söylemişlerdir. Zira insanların, biri Hakla, diğeri halkla olmak üzere iki ünsiyet cihetleri vardır. Çünkü insan ruh cihetinden Hak ile, cisim cihetinden de halkla ünsiyet hâlindedir.
Basra ulemâsı da fi’lân vezninde olan “insan” kelimesinin “ins”den müştak olduğunu beyan etmişlerdir.
2. Bazıları da “insan” kelimesinin ibsâr ve ihsâs mânâlarına gelen înâsdan müştak olduğunu ifade etmişlerdir. Zira insanlar eşyaya, ilim yoluyla vâkıf, görme vâsıtasıyla vâsıl ve hisleri vesilesiyle de müdrik[6] olurlar.
3. Kûfe ulemâsı ise, “insan” kelimesinin nisyandan müştak,[7] başındaki hemze’nin zâit,[8] vezninin if’an şeklinde nâkıs ve aslının if’ilân vezninde insiyan olduğunu beyan etmişlerdir. Ancak, istimali[9] çok olduğu için hafiflik maksadıyla “ya” harfi hazfedilmiş ve insan şeklini almıştır.
4. İnsan kelimesinin cem’inin enâsîn şeklinde olması gerekirken bu tarz bir cem’isi kullanılmamış ve nas, ünas ve ünüs şeklindeki cemileri istimal edilmiştir. Aynı zamanda insan kelimesinin cem’i olarak zikredilen nasın, aslında ünas lâfzının muhaffefi[10] olduğu ve lisana hafiflik olsun diye başındaki hemzenin hazfedildiği de ileri sürülmüştür.
Öte taraftan bu nas kelimesi hakkında da muhtelif görüşler serdedilmiştir. Şöyle ki:
1. Kendi lâfzından müfredi olmayan nas kelimesi, insan lâfzının cem’idir ve ünas kelimesinin de mürâdifidir.[11]
2. Nas kelimesi, taharrük (canlanmak) mânâsına gelen neves lâfzından alınmıştır. Bu kelimedeki vay herekeli ve mâkabli de meftuh olduğundan elife kalbedilmiş ve nas şeklini almıştır.
3. Bazıları da nas kelimesinin unutmak mânâsına gelen nesy kelimesinden alındığını ifade etmişlerdir. Bu kelimenin nas şekline gelmesi de şöyle olmuştur.
Nesy kelimesinin Aynü’l-Fi’li Lâmü’l-Fi’li, yani sin ile ya harfleri yer değiştirmiş, kalb-i mekân bi’l mekân yapılmış ve neys şeklini almıştır. Daha sonra da ya harfi elife kalbedilmiş ve nas hâline gelmiştir.
Zaten nesy veya nisyan masdarlarından gelen ism-i fail sıgası da nas şeklindedir. Bu da lâfzan nas kelimesinin mutabıkıdır.
İnsanlar verdikleri ahidleri unuttukları için insan veya nas kelimeleri ile isimlendirilmişlerdir. Nitekim İbn-i Abbas’tan (r.a) gelen bir rivâyet şöyledir:
“İnsan verdiği ahdi unuttuğu için insan ismini almıştır.”
Yine İbni Abbas’tan (r.a) gelen diğer bir rivâyet de şöyledir:
“Âdem (a.s) Allah’a (c.c) olan ahdini unuttuğu için insan ismini almıştır.”
Peygamber Efendimiz’den (s.a.v):
“Âdem (a.s) unuttu, evlâdı da unuttu.”[12]
buyurduğu rivâyet edilmektedir. Cenâb-ı Hak da Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:
وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ
“And olsun ki daha önce Âdem’e ahid vermiştik, fakat unuttu.”[13]
O hâlde insan ile nas kelimelerinin nesy veya nisyan lafızlarından alınmış olmaları daha kuvvetlidir denilebilir.
[1] Nursî, Mesnevî-i Nuriye, s. 229.
[2] Teselsül: Kesintisiz olarak birbirini tâkip etme, zincirleme devam etme.
[3] Mezkûr: Adı geçen, sözü edilen, yukarıda anılan, zikrolunan.
[4] Zâit: Sonradan eklenen.
[5] Tesniye: Bazı dillerde tekil ve çoğul dışında yer alan bir kategori olup isimlerde iki varlığı, çekimli fiillerde iki kişiyi gösteren şekil, ikil.
[6] Müdrik: Anlayan, kavrayan, aklı eren, idrâk eden.
[7] Müştak: Bir kök veya mastardan türetilmiş kelime.
[8] Zâit: Sonradan eklenen, ilâve edilen.
[9] İstimal: Kullanma.
[10] Muhaffef: Kolayca söylenecek veya yazılacak şekilde kısaltılmış.
[11] Mürâdif: Aynı anlama gelen, aynı mânâyı ifâde eden şey, eş anlamlı, müterâdif.
[12] Tirmizî, Tefsr, A’raf: (3078).
[13] Tâhâ, 20/115.

Bu konuda geri bildirim bırakın