Çözüm Risale-i Nur’da

Osman (Demirci) Hocaefendiyle bir gün Ankara’dayken dedi ki; “Gidelim, hemşehrimizi (Mehmed Nuri Yılmaz) bir ziyaret edelim.” O zaman Diyanet reisi o idi. Gittik, dediler ki; “Kendisi şu an yurt dışında.”
Osman hoca dedi ki, “Reis muavinini ben tanırım, iyi bir adamdır, gidelim onun bir çayını içelim.” Osman hoca öyleydi, içtimaiyatçı..Allah rahmet etsin, gelir bana kızardı; “yahu ne böyle burada medresede oturuyorsun, bir çarşıyı gez” derdi.
Neyse kapısını çaldık. Muavin geldi, buna sarıldı filan, bizi buyur etti. Biraz konuştuktan sonra beni göstererek “bu amca kim”dedi. Osman Demirci hoca tanıttı. Muavin; “yahu ben yemin etmişim onun elini öpmeye” dedi. “Estağfurullah” filan dedim “yok” dedi, “o Darül Harp Nedir’i yazmakla bizim yüzümüzü ağarttın. O bizim vazifemizdi. Sen yaptın” dedi.
Orada bana dedi ki “sana bir müjde vereceğim. Bundan bir hafta evvel istihbarat bir ad altında Doğu meselesiyle alakalı Kızılcahamam’da bir toplantı yaptı. Toplantı epey sürdü. Toplantıyı idare eden zat dedi ki; “Arkadaşlar, adam öldürmekle bir yere varamayız. Zarar ederiz. Bu şark meselesini nasıl çözeceğiz? Başka bir yol yok mu? Sade adam mı öldüreceğiz?” dedi. Herkes fikrini beyan etsin.”
Çok rahatça herkesin fikrini dinledi, notlar aldı. En sonunda dedi ki; “Herkesin fikrinde bir hakikat payı varsa da fakat çare değil. Oranın çaresini biliyorum ama ona da gücümüz yetmiyor. Çare Bediüzzaman, Risale-i Nur” dedi.
17. Lem’a dersinden

Bu konuda geri bildirim bırakın