İlk Günlerin Çilesi

1951-52’lerde Üstad “Risale-i Nurları etrafa okuyun, anlatın, dağıtın” diye haber göndermişti. Etrafımızda kimse yoktu. Kime gitsek karşı çıkıyor; “bu ne? Yeni bir mezhep mi, din mi, tarikat mı” diye hücumlar ediyorlardı. Neler gördük neler..
“Hele bir okuyalım, bir dinleyin, bir anlayın” diyoruz, kabul etmiyorlardı. Çok zorluklar çektik. Ta 55’lere ve daha da ilerilere kadar üç beş kişiyi geçemedik yani. Beş on kişiden ibaret kaldık.
Üstada mektup yoluyla dedim ki; “Üstadım, bizim elimizden kimse bu Risale-i Nurları almıyor, beceremiyoruz.” Üstad cevab gönderdi; “Bir şehirde bir talebe parmakla gösterilse ki “bu nur talebesidir”, o memleket benimdir.”
Bu cevapla bir daha aşka, şevke geldik. “Ula biz bir kişi değil, beş altı kişiyiz.” En akıllımız Şergil ağabey. Hani Nasreddin Hocaya sormuşlar, “senin en akıllı oğlun hangisi?” Demiş; “en akıllı oğlum değirmene yoğurt dökmeye gitti.” Bizim de en akıllımız Şergil ağabey. Ne yapalım diye düşündük, dedi ki; “Ya, Mevlüt bahanesiyle milleti toplayalım da Risale okuyalım.” Mevlit deyince insanlar geliyordu ama derste uyuyorlar, hiç dinlemiyorlar, çaylarını içip gidiyorlardı. Bu durumdan öyle rahatsız oluyorduk ki..
Mukaddes bir gündü, Miracgecesimiydi neydi? O zaman Allah rahmet eylesin Kamil Sirkeci bey vardı. O da o zamanlar Risale-i Nurları tanımıştı. Onun da bizlere çok yardımı oldu.
O gece için de dedik ki; “Milleti yine mevlid diye toplayalım da Risale-i Nur okuyalım.” Bölgedeki çeşitli camilere dağıldık, camiden çıkanları geceyi kutlamaya davet ettik.Terzi Lütfü Efendi:“Ben de Kadana Camii’ne gideyim.” dedi ve yatsı namazına Kadana Camiine gitti. Cemaat içerisinde bir de binbaşı varmış. Lütfü Efendi namazdan çıkarken onu da davet etmiş. Binbaşı ile birlikte derse geldiler. Resmî elbisesi üzerindeydi.
Kamil efendi o gün hamamı paydos etmiş, içerisine sergiler sermiş, ders için hazırlamıştı. Her yer tıklım tıklım doldu. Şimdi bizden Mevlid bekliyorlar. Allah selamet versin Vahdettin Hızıroğlu’nun eline kitabı verdim, 11. Lem’ayı (Sünnet-i Seniyye Risalesi) orada Mevlid diye okuduk. Millet öyle bir aşka geldi ki.. onlar aşka geldikçe biz de seviniyoruz..
Lütfü Efendi, binbaşıyı uğurlarken dersi nasıl bulduğunu sormuş. Binbaşı da:
“Efendi, Allah senden razı olsun. İçimde öyle bir zevk var ki, bu zevki sana anlatamam. Nasıl sünneti anlatmak bu? Nasıl Peygamberi anlatmak. İlk defa kulaklarım duydu. Peygamberi peygamber olarak bilirdim ama bir de anlamak lazım. Burada Peygamberimi anladım. Sünnet nedir onun değerini anladım. İçimde öyle bir zevk var ki,sabah tabura gittiğimde, taburdaki arkadaşlar bunu bilseler, beni keser, bu zevki içimden alırlar.”
17. Lem’a dersinden

Bu konuda geri bildirim bırakın