Doğu’nun Kurtuluşu, Din ve Fen İlimlerinin Birlikte Okutulmasına Bağlıdır
Bediüzzaman Hazretleri, Şark’ın mizacını nazar-ı dikkate alarak eğitimde, din ve kalbin ağırlık kazanması gerektiğini ifade eder. Bu hususta birinci millet meclisinde yaptığı bir konuşmasında mebusları şöyle ikaz etmiştir: “Enbiya’nın ekseri Şark’ta ve hükemânın ağlebi Garp’ta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, Şark’ı ayağa kaldıracak din ve kalptir, akıl ve felsefe değil. Şark’ı intibaha getirdiniz, fıtratına muvâfık bir cereyan veriniz. Yoksa sa’yiniz ya hebaen gider veya muvakkat, sathî kalır…”[1]
Garp’ta her kemâlin membaı hikmet ve felsefe ise, Şark’ta her feyz ve mârifetin membaı dindir. Şark’ın teâlî ve terakkîsinin istinadgâhı, fünun-ı medeniye ile hissiyat-ı diniyedir. İslâm tarihi bize gösteriyor ki, dinî ve fennî ilimler birlikte okutulduğu zaman, âlem-i insaniyette daima huzur ve adalet teessüs etmiştir. Ayrıldıklarında ise maddî ve mânevî birçok yıkılışlar ve çöküşler meydana gelmiştir.
Evet, eğitimimiz, fennî ilimler yanında dinî ilimlere de gereken ehemmiyeti vermek mecburiyetindedir. Zira din, beşerin fıtrî ihtiyacıdır. Bediüzzaman Hazretleri, beşerin dinden müstağni kalamayacağını, aklı ve kalbi tatmin eden şu veciz cümlelerle ifade eder:
“Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşistlik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek çare var. O da Kur’ân’ın hakikatlerine sarılmaktır.”[2]
“Nev-i beşer, hususan medeniyet fenlerinin ikazatıyla uyanmış, intibaha gelmiş, insaniyetin mahiyetini anlamış. Elbette ve elbette, dinsiz, başıboş yaşamazlar ve olamazlar. En dinsizi de, dine iltica etmeye mecburdur. Çünkü acz-i beşer ile beraber, hadsiz musibetler ve onu inciten hâricî ve dâhilî düşmanlara karşı istinad noktası ve fakrı ile beraber hadsiz ihtiyâcâta müptelâ ve ebede kadar uzanmış arzularına meded ve yardım edecek istimdad noktası, yalnız ve yalnız Sâni’i Âlemi (âlemin yaratıcısını) tanımak ve îman etmek ve âhirete inanmak ve tasdik etmekten başka, uyanmış beşerin çaresi yok.
Kalbin sadefinde, dini hakkın cevheri bulunmazsa, beşerin başında maddî-mânevî kıyâmetler kopacak ve hayvanatın en bedbahtı, en perişanı olacak.”[3]
Maârifimiz gençliğimize din eğitimini hakkıyla vermezse, dinsizlik ve anarşi baş gösterecek, milletin huzur ve selâmeti kaybolacak, hayatı ve bekası tehlikeye düşecektir.
[1] Nursî, Mesnevî-i Nuriye, s. 100.
[2] Nursî, Emirdağ Lâhikası, 2/54.
[3] Nursî, Hutbe-i Şâmiye, Envâr Neşriyat, s. 24.

Bu konuda geri bildirim bırakın