Yeni Bir Üniversite Modeli
Avrupa’nın ilim ve teknikte terakkî etmekle İslâm âlemini istibdat[1] altına alacağından endişe eden Bediüzzaman’ın ilim ve fenne karşı gösterdiği aşırı alâka ona, Sultan İkinci Abdulhamid’in kapısını çaldırtmıştır. Ve o genç yaşında o Sultan’a, bu milletin terakkî ve teâlîsinin temeli olan, müsbet ilimler ile dinî ilimlerin bir arada tatbik edileceği bir dârülfünûnun Şark’ta tesis edilmesi hususunu arz ettirmiştir. Cihan harbinin çıkmasıyla bu arzusuna muvaffak olamamıştır.
Üstad Hazretleri büyük bir iştiyakla açılmasına çalıştığı bu medrese hakkında daha sonraki yıllarda Reis-i Cumhur Celal Bayar’a ve Başvekil Adnan Menderes’e yazdığı mektupta şöyle buyurmuştur: “Câmi-ül Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi; Asya, Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir dârülfünûn, bir İslâm Üniversitesi Asya’da lâzımdır. Taa ki, İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfî ırkçılık ifsat etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milleti ile اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ [2] Kur’ân’ın bir kanun-u esasisinin tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fünunu ile ulûm-u dinîye birbirleriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikiyle tam musâlaha[3] etsin. Ve Anadolu’daki ehl-i mekteb ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye vilâyat-ı şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan’ın ortasında ‘Medresetüz-Zehra’ mânâsında, Câmi-ül Ezher üslubunda bir dârülfünûn; hem mekteb, hem medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur’un hakaikine çalıştığım gibi, ona da çalışmışım.”[4]
Bu arzuya siyasî kadro gerekli cevabı vermeyince, irfan yuvaları nâmına ne varsa hepsinin söndürüldüğü meş’um bir dönemde şahsî gayret ve himmetiyle bu hakikati bu milletin fikrine akıtmak için bir mecra aradı. Fikirlerini bu fani cihandan ebedî âleme teşriflerine kadar bazen harb meydanlarında, bazen dağ başlarında, bazen de hapishane hücrelerinde Risale-i Nur’un teklifiyle yerine getirmeye gayret etti ve umum Anadolu sathında te’sis ettiği Nur Medreseleriyle bu dâvâsını bilfiil tahakkuk ettirmeye muvaffak oldu. Gelecek nesilleri küfür ve dalâlet girdaplarına atmak için çalışan komitelerin çabalarını akim bırakarak onların o gün ektikleri zehirli tohumların meyvelerini yemeyecek yeni bir nesil yetiştirdi.
Telif ettiği bu şaheser külliyat tetkik ve tahkik edilirse, fünun-u cedide[5] ile İslâm dini arasında kuvvetli bir münasebetin bulunduğu anlaşılır.
[1] İstibdat: Baskı, diktatörlük, despotluk.
[2] “Mü’minler ancak kardeştirler.” Hucurât, 49/10.
[3] Musâlaha etmek: Barışmak.
[4] Nursî, Emirdağ Lâhikası, 2/223-224.
[5] Fünun-u cedide: Çağdaş ilimler.

Bu konuda geri bildirim bırakın