Eğitimde Mârifetullah
Üstad Hazretlerinin eğitimde üzerinde durduğu en önemli bir husus da, fenlerin talebelere mârifet-i ilâhiyeye vesile olacak şekilde verilmesidir. Taa ki, hem dünya hem de âhiret saadetine mazhar olabilsinler. “Bütün ulûm-u hakîkiyenin esası ve madeni ve nûru ve rûhu: Mârifetullahtır ve onun üssü’l-esâsı da Îman-ı Billâhdır.”[1] buyurarak gençlerimizin kalplerine öncelikle Allah Teâlâ’ya îmanın yerleştirilmesini zarurî görür. Rûhu îmanla nurlanan bir insan, kâinatı mektûbât-ı İlâhiye olarak mütâlaa eder. Böylece, kalbi ve dimağı birlikte inkişaf eder. Zaten insanın kemâli de ancak böylece tahakkuk eder.
Bediüzzaman’ın fennî ilimlere bakışını ifade eden şu cümleler hakikaten dikkate değerdir:
“Her bir kemâlin, her bir ilmin, her bir terakkîyatın, her bir fennin bir hakikat-ı âliyesi var ki, o hakikat bir ism-i İlâhiye dayanıyor. Pek çok perdeleri ve mütenevvî tecellîyatı ve muhtelif daireleri bulunan o isme dayanmakla; o fen, o kemâlât, o sanat kemalini bulur, hakikat olur. Yoksa yarım yamalak bir sûrette nâkıs bir gölgedir. Meselâ; hendese bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehası, Cenâb-ı Hakk’ın ism-i Adl ve Mukaddirine yetişip, hendese âyinesinde o ismin hâkimane cilvelerini haşmetiyle müşahede etmektir. Meselâ; tıp bir fendir, hem bir sanattır. Onun da nihayeti ve hakikati Hakîm-i Mutlak’ın ‘Şâfi’ ismine dayanıp, eczahane-i kübrâsı olan ruy-i zeminde Rahimane cilvelerini edviyelerde görmekle, tıp kemâlâtını bulur, hakikat olur. Meselâ; hakikat-ı mevcudattan bahseden hikmetü’l eşya, Cenâb-ı Hakk’ın (c.c.) ism-i Hakîm’inin tecellîyat-ı kübrâsını müdebbirane, mürebbiyane eşyada, menfaatlerinde ve maslahatlarında görmekle ve o isme yetişmekle ve ona dayanmakla şu hikmet hikmet olabilir. Yoksa; ya hurafata inkılâp eder ve malayaniyat olur. Veya felsefe-i tabiiyye misüllü dalâlete yol uçar.”[2]
[1] Nursî, Sözler, s. 316.
[2] Nursî, Sözler, 262-263.

Bu konuda geri bildirim bırakın