Dünya
Sevgili Kardeşim,
23 Ağustos tarihli mektubunuzu aldım. Sıhhatte olduğunuzdan dolayı Allah’a hamd ettim. Allah âfiyette daim etsin. Âmin.
Üstâd’ımız Hazretlerinin ifade ettiği gibi; şu dünyanın üç yüzü vardır.
Biri: Esmâ-i İlâhiye’nin[1] tecelligâhı,
İkincisi: Âhiretin mezraası,[2]
Üçüncüsü: Nefsin hevesatına bakan yüzüdür.
Birinci ve ikinci yüzleri makbuldür. Onlar sevilir. Üçüncü yüzü sevilmez. Biz bu âleme rahat içinde yaşamak için getirilmedik. İmtihan ve ibtilâlara[3] maruz kalarak, onlara karşı sabredip, Rıza-yı İlâhi’yi gaye yapıp, ubûdiyet dairesinde şekvâsız[4] ve bizden daha kötü durumda olanlara bakarak hamd ve şükürle Erhamürrahimin olan Rabbimizin nihayetsiz rahmetine güvenip “اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرٖينَ”[5] fermanına fiilen inandığımızı göstererek farîze-i ömrü[6] geçirmekle mükellefiz. Şekvâ, musibeti artırır. Çünkü şekvânın mânâsı şükrü bırakmaktır. Kader-i ilâhiyi ittihamdır.[7] Bu hâl daima aksi maksatla karşılaşmamıza sebep olur.
Bazı tasavvuf kitaplarını okuduğunuzu yazıyorsunuz. Elinizdeki Nurlu eserlerde her matlûbunuz[8] vardır. Onlar birer tiryaktir,[9] başka şeylerle meşgul olmayınız. Hem İhlâs Risalesi’ni çok dikkatli ve devamlı okuyunuz. Bu sayede Hz. Ali (r.a) ve Hz. Gavs (r.a) gibi kahramanların iltifatına mazhar olursunuz.
Evet, o küçük ve en az on beş günde bir okunması tavsiye olunan İhlâs Risalesi’nde öyle esrar var ki, her okuyuşta kalbe yeni mânâlar geliyor.
Siz de bilirsiniz ki, şu zamanda daire-i nûriyede[10] bulunmak öyle bir nimettir ki, onun haricinde nûr aramak, güneşi bırakıp başka güneş aramaya kalkmak demektir. Böyle yapan başka güneş bulamaz. Bulsa bulsa belki mum bulur. Bu hayat yolculuğu, mum ışığı ile tenvir[11] edilmez.
Hülâsâ: Kardeşim, birkaç kelime ile sözlerimi icmâl[12] edeyim.
Nur dairesi bize kâfidir. Başka nûr aramaya ihtiyaç yoktur.
Vazifemiz hizmettir, fütur[13] değildir. Yani: Yılmak, usanmak değildir.
Hakkımızda Allah’ımız çok büyük ikrâmlar ve in’amlarda[14] bulunmuştur. Bunların devamı ve artması şükre bağlıdır. Şükre devam etmeli ve şekvâya girmemelidir.
Tasavvuf kitapları bizi meşgul eder. Himmeti, Kur’ân’dan gelen nurlardan tefeyyüz[15] etmeye sarf etmeliyiz. Yoksa zarar ederiz.
[1] Esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri.
[2] Mezraa: Tarla.
[3] İbtilâ: Bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlük, kendini alamayacak kadar tutkun olma, tutku.
[4] Şekvâsız: Şikâyet etmeden.
[5] “Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır.” Bakara, 2/153.
[6] Farîze-i ömür: Ömür borcu.
[7] İttiham: Suçlu kabul edilme, bir suç isnâdı altında bulunma, itham edilme.
[8] Matlûb: İstenilen, aranılan, istek ve arzu duyulan, talep edilen şey.
[9] Tiryak: Derde devâ, en etkili çâre.
[10] Daire-i nûriye: Risale-i Nur dairesi.
[11] Tenvir: Işıklandırma, aydınlatma, bilgilendirme.
[12] İcmâl etmek: Öz hâlinde belirtmek, toplayıp hülâsa etmek.
[13] Fütur: Yeis, keder, ümitsizlik.
[14] İn’am: Lütuf ve ihsanda bulunma, iyilik etme.
[15] Tefeyyüz: Feyiz bulma, ilerleme, yükselme.

Bu konuda geri bildirim bırakın