Erzurum’da İlk Nur Medresesi–Halil Ahmet Kırkkılıç

Mehmet Kırkıncı hemen bütün hocalarından Bediüzzaman’ın şahsiyeti ve ilminin yüksekliği hakkında sitayişkârâne sözler işitince onu ziyaret etmek ve eserlerini okumak istedi. Bir taraftan hocalarından okuması gereken dersleri alırken, diğer taraftan 1946’dan itibaren bulabildiği kadarıyla Risale-i Nurları okumaya başladı. 1947 yılında Bediüzzaman’a bir mektup yazarak kendisine kitaplarını göndermesini istedi. Bediüzzaman da Hüsrev Altınbaşak’ın yazdığı bazı risaleleri gönderdi. Onları okumaya başladılar. O sıralarda Kırkıncı askerlik şubesi müdürü Haydar Efendi ile tanıştı. O da kendilerinin yaptığı Risale-i Nur derslerine katılmaya başladı. O zaman Kırkıncı Hoca ve arkadaşları bu eserleri ilim öğrenmek için okuyorlardı. Risale-i Nur hizmeti diye bir hizmet tarzından haberleri yoktu (Kırkıncı, 2013). 1946’dan 1950’ye kadar Bediüzzaman’ın kitaplarını bu şekilde okudu ve fert fert başkalarına da okutmaya çalıştı. Artık bu eserleri fert fert değil de toplu halde müzakere etmeleri gerektiğini düşündü.
O sıralarda Murat Paşa Camii’nin yanında hiçbir iş için kullanılmayan boş bir medrese mevcuttu. En yakın arkadaşı Mehmet Şercil Polat bu mahallenin muhtarını tanıyordu. Burasını terzi dükkânı olarak kullanılmak üzere cüz’î bir fiyatla kiraladılar. Orada üç-beş kişiyle Risale-i Nur dersi yapmaya başladılar. O zaman henüz Bediüzzaman’nın Arapça olarak yazdığı Mesnevi-i Nûriye adlı eseri Türkçeye çevrilmemişti. Yatsı namazından sonra cami cemaatini buraya davet ederler, Kırkıncı Hoca da onlara Mesnevi-i Nuriye’nin Arapçasını okuyup onlara izah ederdi. Ayrıca Kırkıncı Hoca bu sıralarda Kurşunlu Medresesi’nde Arapça dersleri okutuyor, sonra da Risale-i Nur dersi yapıyordu. Medrese olarak tuttukları yere serecek kilimleri bile yoktu,
yere hasır sermişlerdi. İlk kış yakılacak kömür parasını da bir öğrencisinin dedesi vermişti. Aradan üç yıl geçtiği halde Kırkıncı Hoca, M. Şercil Polat ve Zeki Çiğdem’den başka Risale-i Nur davasına sahip çıkan kimse olmamıştı. Bunun üzerine Bediüzzaman’a “Üstadım, insanlar bizi dinlemiyorlar, Risale-i Nur’a bir türlü sahip çıkmıyorlar; hiç çoğalamıyoruz” diye bir mektup yazar. Bediüzzaman da kendilerine “Bir şehirde bir tek Nur talebesi olsa ve parmakla gösterilse o şehir benimdir” şeklinde bir cevap verdi. Bu cevap kendilerini şevke getirdi ve Risale-i Nurları tanıtmak için daha fazla çalışmaya başladılar. Fakat ne zaman yeni bir mesele ortaya çıksa Bediüzzaman’a mektup yazıp fikrini alırlardı. Bu minvalde birkaç mektup yazdıktan sonra Bediüzzaman her meselenin kendisine sorulmamasını, problemleri müşavere ile çözmelerini teklif etti. Murat Paşa Medresesi kendilerinin hem toplanma yeri, hem de adresleri olmuştu. Bediüzzaman bir mektubunda “Kendi evlerinizi medrese yapınız.” dediği için bu tavsiyeye uyarak evlerde de Risale-i Nur dersleri başlattılar (Kırkıncı, 2013). Ev derslerinden sonra hizmette bir genişleme oldu.
Daha sonra Murat Paşa Camiinin yanındaki medrese yıkılmış, Kırkıncı Hoca da Darağaç Camii’nin medresesine taşınarak Risale-i Nurları orada okumaya başladılar.

Bediüzzaman “Evlerinizi medrese yapın” derken, talebelerine evlerinde hem aile efradına hem de dostlarını davet edip arkadaşlarına Risale-i Nurları okumalarını tavsiye etmiş bulunuyordu. Fakat Kırkıncı Hoca, Sadreddin Konevî’ye (ö. 607/1274) atıfta bulunulan ve Karanlık Kümbet (Uluçam, 2001) diye bilinen bu türbenin[1] yanındaki iki katlı evini herkese karşı Risale-i Nur sohbetlerine açtı. Öyle ki kimse burasının onun evi olduğunu bilmez, tamamen bir medrese olduğunu zannederdi. Rahatlıkla herkes her zaman buraya girip-çıkar, Kırkıncı Hoca’yı ziyaret ederdi. Kırkıncı Hoca da gelenlerle mutlaka Risale-i Nur dersi yapardı.
Prof. Dr. Halil Ahmet Kırkkılıç
[1] Türbenin kitabesi’nde “Hoca Vecihüddin Efendi, Ölümü: Hicri: 708, Miladi: 1309, Türbeyi Yaptıran Oğlu Sadrettin Efendi” yazar. Ancak halk bu türbeyi Sadreddin Konevî’ye atfetmektedir. Oysa buradaki Sadreddin Efendi’nin Sadreddin Konevî ile herhangi bir ilişkisi yoktur. Türbeyi yaptıranın adı Sadreddin olduğu için halk bu ismi Sadreddin Konevî ile eşleştirmiştir. Resimde görüldüğü gibi internette de türbe Sadreddin Konevî’ye atfedilmiştir.

Bu konuda geri bildirim bırakın