Hak, Adalet, İlim ve Fen, Rûhun Varlığı ile Kāimdir
Bütün haklar –hukukullah[1] ve hukuk-u ibâd[2]– ancak rûhun varlığı ile sâbit olur. Rûhun inkârı hâlinde, fertler için ortada hiçbir hukukî mes’uliyet kalmaz. Bilindiği gibi, insan bedeni, muayyen bir zaman sonra tamamen değişmektedir. Bu sebeple, rûhun inkârı, içinden çıkılmaz birtakım müşkülleri de beraberinde getirir. Şöyle ki:
Cinayet işleyen bir adama, hâkimin otuz sene ceza verdiğini kabul edelim. Bu adam, vücudunun bütün zerreleri değişecek kadar hapis yattıktan sonra: “Suçu, bu vücuttan önceki vücut işlemiştir. Bu vücudun kabahati yoktur; beraati gerekir” diyebilir. Bu iddia karş?s?nda h?kim s?yleyecek s?z bulamaz ve adaleti tevz?ısında hâkim söyleyecek söz bulamaz ve adaleti tevzî[3] edemez. Çünkü artık kendisi de eski hâkim değildir. Bu durumda adalet müesseselerinin istinat noktası kalmaz; ihkak-ı hak[4] için bir mesnet bulunamaz.
Öte yandan, rûhun inkârı hâlinde, kardeşlik, nikâh ve mahremiyet gibi maddî-mânevî bağlar da zedelenir. Aile mefhumu diye bir şey kalmaz. Çünkü bu bağlar ve mefhum, rûhun varlığı ile kāimdirler. Bu değerler ruh ile sübût bulur. Ruh olmazsa, herhangi bir karı-kocanın bütün beden zerreleri değiştikten sonra, ortaya bambaşka, apayrı bir insan çıkar. Ortada bunların nikâhlarına hükmedebilecek hiçbir bağ kalmaz. Yine ruh olmazsa, kardeşlik bağları da ortadan kalkar. Şöyle ki:
İki kardeşin bütün zerreleri yenilendiğinde, öncekilerden tamamen ayrı iki şahıs ortaya çıkar. Bu arada, anne ve babalarının da zerreleri değişmiş, onlar da başkalaşmış olacaklarından, sözü edilen iki kişiye, “Kardeş” dememiz için ortada hiçbir sebep kalmaz. Bu durum, bütün akrabalar için de geçerlidir.
Demek ki, her türlü hukuk, kardeşlik, aile mefhumu ve mahremiyet gibi muameleler hep ruh ile kāimdir.
Mücerred beden için, ilim, fen, san’at, hatta îman ve ibâdetten de bahsedilemez. Bunlar rûha ait mefhumlardır. Bir an için, rûhun değil de, bedenin bu mefhumlara sâhip olduğunu farz etsek bile, vücuttan ayrılıp giden zerreler bunları da beraberlerinde götürecekler, yerlerine gelen zerreler de bu mefhumlardan habersiz olacaklardır. Bu durumda, beşeriyet için terakkiden söz edilemez.
[1] Hukukullah: Allah’ın hakları.
[2] Hukuk-u ibâd: Kul hakları; borç, diyet, tazminat gibi özel menfaati ilgilendiren haklar.
[3] Tevzî: Herkese payını verme, taksim etme.
[4] İhkak-ı hak: Hak sâhibine hakkını verme.

Bu konuda geri bildirim bırakın