Nükteler

Hocasının Verdiği Vazifeyi Lüzumsuz Gören Talebe

Hocasının Verdiği Vazifeyi Lüzumsuz Gören Talebe

İlkokulun birinci sınıfındaki bir talebenin, hocasından A harfini öğrendiğini ve kendisine bu harfi yüz defa yazmasının söylendiğini düşününüz. Bu talebe, hocasının bu sözünü yerine getirdikten sonra, kendisine ikinci bir vazife olarak bu defa da B harfini yüz defa yazması emredildiğinde, hocasına karşı itirazda bulunarak: “Ben henüz A harfinin neye yaradığını anlayamadım ki, şimdi de B harfini yazayım.” dese, ne derece haddinden tecâvüz etmiş olur!

Bu aceleci ve câhil çocuğa karşı hocası: “Sen sabredersen, bu A ile bir gün Ay’a gidebilirsin ve kendini ayılardan muhafaza edebilirsin.” şeklinde nasihatte bulunsa, bu sözler haddizâtında doğrudurlar. Nitekim insanlar ancak ilim yolunda sabretmekle Ay’a gidebilmişler ve kendilerini düşmanlardan muhafaza edecek şekilde silahlar yapmaya muvaffak olmuşlardır.

Bu derece ileri meseleleri aklına sığıştıramayan o çocuk, hocasının sözlerinden intibaha gelmeyerek, A yazmayı mânâsız, B yazmayı ise israf olarak kabul etse, elbette ki kendisini cehâlet cehennemine terk etmiş olur.

İşte, insanlar da ebedî saadetten ve bu dünyadaki ibâdetlerin o âlemde kendilerini ne gibi âlemlerde gezdireceğinden ve hangi azaplardan muhafaza edeceğinden bîhaber[1] oldukları için, bazı kimseler misaldeki çocuk gibi düşünmekte ve “İbâdetin bize ne faydası var, şimdiye kadar namaz kılanların eline ne geçti ki, ben de kılayım?” şeklinde ahmakane iddialarda bulunmaktadırlar.

Bizim bu iddia sâhiplerine karşı yapacağımız şey, misaldeki hoca gibi hakikati anlatmak ve istikbâli ilmen göstermektir. Bu noktada vazifemizi hakkıyla yapmaya azamî derecede dikkat ettikten sonra, neticeyi Hakîm-i Ezelî’ye bırakacağız. Zaten, bizim vazifemiz de budur ve bu noktaya kadardır.


[1]       Bîhaber: Habersiz, bilgisiz.

Bu konuda geri bildirim bırakın

  • Değerlendirme
X