Hz. Peygamberin Hilim ve Adaleti
Allah Rasûlü (s.a.v.), bütün sıfatlarda olduğu gibi hilim ve adalette de istikamet üzere idi. O’nun hiçbir hâlinde, sözlerinde ve fiillerinde bir tenâkuz[1] görülmemiştir. O, halim ve mülayim idi. Bununla beraber şefkatine mağlup değildi. Cezaya müstahak olanlar hakkında asla taviz vermez ve adaletin icabını yerine getirirdi. Yani Hz. Peygamberin halim ve yumuşak tabiatlı oluşu, hiçbir zaman İslâm’a karşı yapılan saldırılara hiddetlenmesine ve onlara karşı koymasına engel olmamıştır. O nerede nasıl hareket edeceğini mükemmel bir şekilde ayarlamasını hep bilmiştir.
“Rasûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir sûrette halkedildiğinden, harekât ve sekenatı, itidal ve istikamet üzerine gitmiştir. Siyer-i seniyesi, kat’î bir sûrette gösterir ki: Her hareketinde istikamet ve itidal üzerine gitmiş, ifrat ve tefritten içtinab etmiştir.”[2]
Hz. Âişe (r.anhâ) anlatıyor:
“Kureyş’in ileri gelenlerinden Fâtımeyi Mahzûme isminde bir kadın hırsızlık yapmıştı. ‘Kızımızın kısası yapılırsa bu bizim için bir zül olur.’ diyerek onun affedilmesi için Hz. Peygamberin gözbebeği ve âzatlı kölesi Üsâme bin Zeyd’i Allah Rasûlüne aracı gönderdiler. Hz. Peygamberin (s.a.v.) huzuruna çıkan Üsâme bin Zeyd, ‘kadının affedilmesi için kendisinin aracı gönderildiğini’ söyledi. Bunun üzerine Allah Rasûlü: ‘Sen bana Allah’ın koyduğu bir cezayı affetmem için mi aracı oluyorsun!” buyurarak, orada hazır bulunanlara şöyle hitap etti:
“Sizden önceki milletler şu yüzden helak olmuşlardı; onların soylu ve zenginleri bir suç işlediklerinde onu affettiler, onların zayıfları suç işlediğinde ise hemen cezasını verdiler.” Daha sonra şöyle buyurdular:
“Allah’a yemin ederim ki, eğer Muhammed’in kızı Fâtıma bile hırsızlık etse, onun da elini keserim.”[3]
Allah Rasûlü’nün adaleti karşısında kendi öz kızı Fâtıma ile sıradan bir insan arasında fark yoktur. Bu bakımdan Yahudiler de dâvâlarını O’na getirirlerdi.
[1] Tenâkuz: Bir sözün diğer bir sözle çelişmesi, çelişki.
[2] Nursî, Lem’alar, s. 68.
[3] Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârık 6; İbni Mâce, Hudûd 6.

Bu konuda geri bildirim bırakın