İhvan’la Yöntem Farkı-Mustafa Özcan

Hasan el Benna’nın mahdumu Seyfülislam ile birlikte Müslüman Kardeşlerin beşinci mürşidi Mustafa Meşhur’un da bulunduğu bir heyet Mehmet Kırkıncı hocanın eşiğini aşındırırlar, ziyaretine gelirler ve İslam’a hizmet konusunda yöntemin doğrusuyla ilgili nokta-i nazarlarını paylaşmak isterler. Amaçları kısaca Risale-i Nur talebelerine Refah Partisi anlayışını angaje etmek ve aşılamaktır. Bunun en kestirme yol olduğuna inanırlar. Siyasetin dışındaki irşat faaliyetlerini uzun vadeli ve külfetli görmektedirler. Meşhur, bu tarzın külfetli ve uzun bir yol olduğunu da söyleyerek Mehmet Kırkıncı hocayı ikna etmeye yeltenir. Görüşünü ve bakış açısını şöyle hülasa ediyor: “Memleketin mukadderatına hakim olmak siyaset ile olur. Böylece yolunuz kısalmış olacaktır. Siz insanları fert fert irşat etmeye çalışıyorsunuz. Fakat bunun sonu gelmez. Gayenize ulaşmak için memleketin mukadderatına fiilen hakim olmanız lazım. Bunu gerçekleştirmek için iki yol var. Birisi siyasi bir cereyana mensup olmak, diğeri örgütlenerek silahlanmaktır.” O, siyasetin dönüştürücü bir etkisi olduğuna inanır. İkincisi dahilde silah kullanmaya karşı çıkmaz. Bunun ucu ve devamı, hariciliğe kadar uzanır. Burada Mustafa Meşhur’un Kutupçu olarak ifade edilen eksende birisi olduğu ve silahlı mücadeleye inandığı ve yatkın olduğu anlaşılıyor. Kırkıncı hocayı Refah Partisine yönlendirmekle birlikte arada yöntem/metot farkı bulunduğunu da unutmuyor, gizlemiyor bilakis vurguluyor. Ama bunu Risale-i Nur şakirtlerini ikna ederek aşmak istediği de görülüyor. Kendi metotlarını terk ederek Refah Partisinin anlayışını gelmelerini ummaktadır.
İkna babından şunları söylüyor: “ Zaten bu partiyi idare edenlerle sizin aranızda fikir olarak ayrılık görülmüyor. Fakat hedefinize giderken kullandığınız metotlarınız farklı.” Mustafa Meşhur ikna için siyasetin hedefe ulaşmada daha kısa ve kestirme bir yol olduğunu söylüyor.
Kitlelere kolay ulaşmanın veya ayartmanın yollarından birisi de bu. Lakin selim bir yol olmadığı belli. Manevi irşat eksenli hizmette samimi bir hava ve yön bulunuyor. Buna mukabil siyaset aleminde halkın iğfali de dahil her türlü teseyyüp ve arıza barınmaktadır.
Mehmet Kırkıncı hoca başarı noktasında Risale-i Nur şakirtlerinin Nebevi yolu takip ederek halka ulaşma ve kaynaşmada daha başarılı olduklarına parmak basıyor.
Böyle bir tartışmada Sudan’da da yaşanıyor. Müslüman Psikologların Çıkmazı gibi eserleri bulunan Sudan asıllı düşünür merhum Malik Babikr Bedri bu noktadan Hasan Turabi ve yöntemini analiz etmiştir. Vardığı sonuç Mehmet Kırkıncı hocanın vardığı sonuçtan farklı değildir. Turabi’nin yöntemi halkın teveccühünü kazanma, hubbu cah ve başa geçme gibi manevi hastalıkları beslemektedir. Turabi, manevi zekadan mahrumiyetiyle aslında kitleleri irşada ehil birisi değildir. Malik Babikr Bedri’nin dediği gibi Turabi ve siyasi cereyanların birinci hedefleri taraftar kazanmaktır. Turabi’nin cilası parlak ama manevi dünyası kuraktır. Bu sine genelde ihlası barındırmaz.
Mustafa Meşhur manevi irşat ve manevi olgunlaşma yerine siyaset tarikiyle kitlelere hızlı ulaşmak istediklerini ve taraftar edinmeyi hedeflediklerini ifade etmiştir. Bu muhataralı bir yoldur. Zira eskilerin icmal ettikleri gibi zaferle değil seferle yükümlüyüz. Zaferde ve hezimette gözetilen husus Allah rızasıdır. Heva ve hevesi tatmin değildir. İslami terbiye bunu gerektirir. Bunu en güzel bir şekilde ifade ederlerin başında Nureddin Zengi gelmektedir ‘Allahım! Varsın kulun Nurettin yenilsin ma yeter ki dinin muzaffer olsun” demiştir. Şahsın değil davanın zaferi önemlidir.
Siyaset yoluyla kitle devşirme tarzının çıkmaz bir yol olduğunu ortaya koyanlardan birisi de Said Havva’dır. ‘Deneyimim ve Tanıklığım’ başlıklı hatıratında, her ne zaman talih yüzlerine gülse etraflarının dolup taştığını ve insanların kelebeğin ışığa üşüştüğü gibi etraflarında kümelendiklerini ve üşüştüklerini ama ne zaman da mihne ve çile dönemlerine çatsalar kitlelerin geldikleri gibi gittiklerine şahit olduğunu söylemiştir. Çevrelerinde kimsenin kalmadığına parmak basmaktadır. Refah Partisi deneyimi de benzeri kırılmalar geçirmiştir. Bunlardan birisi 28 Şubat sürecidir. Bu sınavda tavandan tabana dökülmeler yaşanmıştır. Süreçte hem lider kadrosu olarak kendileri yüz güldüren, iyi bir sınav verememiş hem de taraftarları arkalarında durmamıştır.
Propaganda aracılığıyla kolay kazanılan kitleler rüzgarın yön değiştirmesiyle birlikte kum tepeleri gibi başka vadilere kaymışlardır. Kolay kazanılan kitleler kolay da kaybedilmektedir. Çünkü dava içlerine pek işlememiştir. Zor dönemlerde ve dönemeçlerde kendilerini daha önceki şüphelere teslim etmişlerdir. Direnme yerine önderliğin kusurlarına odaklanmışlar ve mazerete sarılmışlardır. Bu itibarıyla kitlelere propaganda ile hızlı eğitim yerine dingin eğitim verilmeli ve davaya olan inançları kökleştirilmelidir. Hızlı gelen hızlı gider. Kumarda ve piyangoda kazanılanlar gibi.

Bu konuda geri bildirim bırakın