İtaat
Bir kışlada duran arabalar itaattedirler ve bir sultanı gösterirler. Depolar, silâhlar, tâlimgâhlar da itaattedirler. Onlar da aynı sultana işaret ederler. Bu cansız eşyanın itaati yanında askerler de itaattedirler, kumandanlar da. Demek ki bunların hepsine hükmeden bir sultan vardır.
Bu misal gibi, kâinatta da güneş, ay ve yıldızlardan denizlere, dağlara, taşlara kadar bütün cansız varlıklar itaatte oldukları gibi, bütün bitkiler, hayvanlar ve insanlar da itaattedirler. İşte bu küllî itaat, bir Sultan-ı Zülcelâl’i bedâhetle[1] göstermektedir. Meselâ, bir ağaç otur emri aldığından, yerinden kat’iyyen kımıldamaz. Rüzgâra karşı dayanması, sellere mukavemet[2] etmesi, onun itaatteki hassasiyetini gösterir. Bir deve de üzerine yük konulması için çökmekle kendi aleyhine olan bir işe diz kırmakta, böylece itaat kanununa riayet ve dolayısıyla da ibâdet etmektedir.
Bir gezegen ise, ağacın hilâfına[3] olarak gez emri aldığından bu emre harfiyen riayet etmekte ve bir an bile olsun bir durakta konaklamamaktadır.
İnsanlar da dünyevî hayatlarının idâmesi[4] için birçok emirlere hassasiyetle itaat etmektedirler. Mesela; hava içerisinde yaşamakta, gözleriyle görmekte, kulaklarıyla işitmekte, dilleriyle konuşmaktadırlar.
Bütün bu itaatler, kâinatın sultanı olan Sâni-i Zülcelâl’i kör gözlere dahi göstermekte ve bildirmektedir.
[1] Bedâhet: İspatı gerektirmeyecek kadar açık ve belli olma, apaçıklık.
[2] Mukavemet: Karşı koyma, boyun eğmeme, dayanma, direnme, direniş.
[3] Hilâf: Ters, aykırı.
[4] İdâme: Sürdürme, devam ettirme, devamlı kılma.

Bu konuda geri bildirim bırakın