Kavl-i Leyyin
Kavl-i leyyin, sözü yumuşak söylemek, muhatabı rencide etmeden tatlı bir dil ile maksadını anlatmaktır.
Kavl-i leyyin, insanın kemâlatına vesile olan ulvî bir meziyettir… Binaenaleyh bir kişinin dâvâsında muvaffak olması, onun kavl-i leyyin sâhibi olmasına bağlıdır.
Kavl-i leyyinle, yani tatlı dille söylenen her söz, kalpleri teshir[1] eder, insanları birbirine rapteder ve dostlukları artırır. Hatta en inatçı ve mütekebbir insanları bile insafa getirir ve onu hakkı kabule mecbur eder. İnsan bazen tatlı bir söz ile en aziz ve mukaddes olan hayatını dahi feda eder. Bazen de bir söz insanın kalbini fethedip, onun irşadına vesile olur.
Kavl-i leyyin güzel bir meziyettir. Kavl-i leyyinle söylenen söz, büyük bir kuvvete mâliktir.
Kelâmın nezâketle ve yumuşaklıkla ifade edilmesi, ilim ve hikmetin gereğidir. Yumuşak ve tatlı dilli olanı herkes sever ve takdir eder. İnsan kalbi, çok hassas ve nâzenindir; çabuk tesir altında kalır. Dolayısıyla söylenen söz ilim ve hikmete uygun ve kavl-i leyyin ile söylenmelidir ki, reddedilmesin ve söyleyenden de incinilmesin. Aksi hâlde, o kelâm doğru olsa bile, kabul edilmez ve reddedilir.
Konuşmalarında sert, kaba ve küçük düşürücü ifadelerle muhatabını rencide edenler, haklı dâvâlarını anlatamadıkları gibi, muhataplarının da nefretlerini kazanırlar. Zira rıfk[2] ve mülâyemet[3] vifak[4] ve ittifakı; sertlik ve katılık ise nifak ve şikakı[5] netice verir.
Şu da bir hakikattir ki; insaflı ve hakperest bir muhatap, konuşanın üslup ve tavrına değil, anlatılmak istenen hakikate nazar etmeli, onu güzelce dinleyip kabul etmelidir. Böyle yüksek bir meziyet de, çok az insanda bulunur…
İknanın en büyük vesilesi kavl-i leyyindir.
“Zira medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar[6] ile değildir.”[7]
Cenâb-ı Hak, küfür ve inatla haddini tecavüz eden Firavun’u, hidâyet yolunu tutmayacağını bildiği hâlde hak dine dâvet ve kavl-i leyyini tâlim için gönderdiği Hz. Mûsâ (a.s) ve Hz. Hârûn’a (a.s):
فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى
“Ona tatlı ve yumuşak bir tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alır, yahut hiç değilse biraz çekinir.”[8] buyurması bunun en güzel bir misalidir.
Cenâb-ı Hak, bütün insanlara rahmet ve rehber olarak gönderilen Rasûl-i Zîşan Efendimize (s.a.v) hitaben:
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلٖيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي
“Ey Habibim! İnsanlara yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet ve onlar için mağfiret dile…”[9] buyurmuştur.
Bu âyetten anlaşılıyor ki, lisanında kavl-i leyyin, kalbinde şefkat ve merhamet tecellî eden Peygamber Efendimiz (s.a.v), o şirk, cehâlet ve zulüm asrındaki insanları etrafında bir pervane gibi döndürerek onlara, “mahbub-u kulûb,[10] muallim-i ukûl,[11] mürebbi-i nüfus,[12] sultan-ı ervah[13] oldu.”[14]
Cenâb-ı Hakk’ın inayetine mazhar, her cihetle mansur ve muzaffer olan bütün peygamberler, tebliğatlarını kavl-i leyyin ile yapmışlardır. Bizim de bu hususta onları örnek almamız, çok titiz ve hassas davranmamız iktizâ eder.
[1] Teshir: Kuvvetli bir tesirle kendine bağlama.
[2] Rıfk: Huyda ve hareketlerde yumuşaklık, nezâketle davranma.
[3] Mülâyemet: Yumuşak huyluluk.
[4] Vifak: Aynı düşüncede, aynı fikirde olma, muvâfakat, mutâbakat.
[5] Şikak: Uyuşmazlık, anlaşmazlık, ihtilâf.
[6] İcbar: Zorlama.
[7] Nursî, Dîvân-ı Harbi Örfî, s. 21.
[8] Tâhâ, 20/44.
[9] Âl-i İmrân, 3/159.
[10] Mahbub-u kulûb: Kalplerin sevgilisi.
[11] Muallim-i ukûl: Akılların öğretmeni.
[12] Mürebbi-i nüfus: Nefislerin terbiyecisi.
[13] Sultan-ı ervah: Ruhların sultanı.
[14] Nursî, Sözler, s. 253.

Bu konuda geri bildirim bırakın