Kur’an’dan Bazı Ayetlerin Çıkarıldığı İddiası-Halil Ahmet Kırkkılıç

Kırkıncı Hoca’nın Alevi arkadaşlarından duyduğu bir husus da Kur’an’dan bazı ayetlerin çıkarılmış olduğudur. Bu konuda Kırkıncı’nın açıklaması özet olarak şu şekilde olmuştur: Halk ağzında bu sayı 6666 diye telaffuz edilir.[1] Bunun sebeplerinden biri Allah lafzının ebced değerinin 66 olması ve bunun iki kez tekrar edilmesi şeklinde düşünülebilir. Kur’an-ı Kerim’in cemedilerek mushaf hâline getirilmesi Hz. Ömer’in teşvikiyle Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Talha’nın (ö. 36/656) da bulunduğu bir heyet nezaretinde Hz. Ebû Bekir (ö. 13/634) zamanında gerçekleşmiştir. Bu olay otuz üç bin sahabenin gözü önünde gerçekleşmiş ve ashâb-ı kirâm mushafın her harfinin yerinde olduğunu tasdik etmişlerdir. Tek kitap hâline getirilen Kur’an nüshası Hz. Ömer’in vefatından sonra müminlerin annesi Hz. Hafsa’ya (ö. 45/665) geçti. Hz. Osman zamanında bu nüsha çoğaltıldı ve çoğaltılan nüshalar çeşitli şehirlere gönderildi ve o şehirlerde bulunan diğer Kur’an nüshalarının imha edilmesi emredildi. Şu anda bütün dünya Müslümanlarının ellerinde bulunan Kur’an nüshaları, Hz. Ebû Bekir zamanında cemedilip, Hz. Osman zamanından teksir edilen nüshalardan çoğaltılan Kur’an nüshalarıdır (Kırkıncı, 2008: 95). Nitekim Hz. Ali, elinde Kur’an nüshası olan Hz. Talha’ya Hz. Ebû Bekir’in tertip ettirdiği Kur’an’la onun aynı olup olmadığını sorduğunda “aynısı olduğu” cevabını alır. Yani elimizdeki Kur’an Hz. Ali’nin tasvibinden de geçmiş bulunmaktadır (Altıkulaç, 2012).
Bazı Şiî âlimleri Kur’an’da Nûrayn diye bir surenin olduğu ileri sürmüş olmakla birlikte bu görüş Ehl-i sünnet âlimleri tarafından ilgi ve itibar görmeyerek kabul edilmediği gibi Şia’nın büyük çoğunluğu tarafından da reddedilmiştir. Nöldeke (1836-1930) ve Schwally (1863-1919) gibi müşteşrikler dahi bunun bir Kur’an suresi olamayacağını ifade etmişlerdir (Yavuz 2006). Şii rical âlimi Muhsin Emin (1867-1952) de büyük Şiî âlimlerin tahrifi kabul etmeyen eserler yazdıklarını belirterek Şia’nın tahrif konusunda itham edilmesine karşı çıkmıştır (Yavuz 2006).
Muasır şiî müfessir Muhammed Hüseyin et-Tabâtabâî (1904-1981) de bugün elimizde bulunan Kur’ân’ın Hz. Peygamber’i (sav) indirilenin aynısı olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulunur: “Yaptığımız geniş açıklamadan Allah’ın, Peygamber’ine (sav) indirdiği ve onu zikr diye nitelendirdiği Kur’ân’ın, indirildiği şekliyle -Allah’ın peygamberine vadettiği üzere- ziyâdelik, noksanlık ve değişimden ilâhî bir korumayla korunduğu ortaya çıkmıştır.” (Gümüş, 2020: 74).
Münih Üniversitesi bünyesinde Kur’an nüshaları arasındaki farkları tespit etmek için Kur’an Araştırmaları Enstitüsü (İnstitut für Koran Forschung) kurulmuştur. Bu amacı gerçekleştirmek için orijinal olsun kopya olsun en eski bütün Kur’an nüshaları toplanmaya çalışılmıştır. Toplama süreci üç nesil boyunca devam etmiştir. 1933 yılı itibarıyla 43.000 nüsha toplanmıştı. İkinci Dünya Savaşı’nda Enstitü binası üzerine bir bomba düştü; hem kocaman binayı ve kütüphaneyi, hem de çalışanları imha etmiştir. Savaşın başlamasından kısa bir süre önce yayınlanan geçici raporda, Kur’an yazmaları toplama işinin henüz tamamlanmadığı belirtilmekle birlikte o zamana kadar yürütülen incelemelerin sonucunda, yazmalarda bazı hat yanlışlıkları bulunmuşsa da metinde tek bir çelişkinin bile bulunmadığı ortaya çıkmıştır (Hamidullah, 2018).
“Karbon testleri göstermektedir ki şu ana kadar keşfedilmiş/elimizde bulunan 19 Kur’an yazmasını içeren parşömen Hicri 1’inci yüzyıla aittir. Yalnız burada birbirine karıştırılan iki husus var. Karbon testleri, üzerine yazılan mushaf sahifelerin yaşını verirler. Bu deri parşömenler ortalama 50 yıl boyunca üzerlerindeki yazılar silinip yeniden yazı yazılıp kullanılabilirdi. Deri parşömenin yaşı önemli olmakla beraber filolojik/linguistik açıdan yazım stili de parşömenlerin yaşını ve aralarındaki bağlantıları da gösterir. Kamuoyunda yapılan en fazla hataların başında ise Kur’an tarihini mushaf tarihinden ibaret zannetme yanılgısıdır. Oysa mushaflar lafzi ezber ile zaten zihinlerde canlı olan metnin zaman içinde bozulmaya, karıştırılmaya vs. uğramaması için başvurulan önlemlerden birisidir.” (Erdeğer, 2022).
“İslam ümmeti ne Hz. Muhammed hayattayken ne de sonrasında mushaf merkezli bir Kur’an kültürüne sahip değillerdi. Aksine hıfz/okuyuş merkezdeydi ve mushaflara yanılma vs. durumlarda başvurulurdu. Hıfz ile eş zamanlı bir önlem olarak sahifeler ve mushaflar da yazım, temize çekme, çoğaltma gibi süreçlerden geçmişlerdir. Yazılı versiyonların bilimsel kriterlere göre durumları şöyledir.
Hicazî ve Kûfî yazım tarzıyla Hicri 1. yüzyıla ait Kur’an el yazmaları/parşömenlerin kronolojik listesi şu şekildedir:” (Erdeğer, 2022).
1. San’a Mushafı (DAM 01.25.1) : 543-643.
2. Dublin Yazmaları (Codex Is. 1615 I) : 591-643.
3. Birmingham Mushafı (Mingana Islamic Arabic 1572a ): 568-645.
4. Berlin (Codex Ms. Qâf 47): 606-652.
5. San’a Mushafı (DAM 01-29.1): 603-662.
6. Londra Mushafı: 665-719.
7. San’a Mushafı: 578-669.
8. Tübingen Mushafı (Codex M a VI 165): 649-675.
9.Tunus Parşömenleri: 648-691.
10. Şam Emevi Camii Mushafı: 657-692.
11. Emevi Camii Parşömeni: 609-694.
12. Leiden Parşömeni: 652-694.
13. Berlin (Kodex Wetzstein II 1913) 659-765.
14. Paris Mushafı Codex Parisino-Petropolitanus 675-750.
15. Kahire Mushafı.
16. İstanbul Topkapı (1. yy. sonu).
17. İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi Mushafı (TIEM) (1.yy sonu).
Türkiye Kültür Bakanlığı gerekçesiz olarak karbon testi izni vermiyor. Ancak
Fronçois Deroche ‘İstanbul mushafları yazı stili vs. Şam Emevi Mushafına
benziyor. O yüzden 657-692 olabilir’ demektedir.
Hicri ikinci yüzyıl mushafları:
18. Taşkent/Semerkand Mushafı: 640-765. Abbasi Halife Mehdi dönemi.
19. St. Petersburg Mushafı: 775-995.3.
Tunus: Ms. R 38, Ms. R 119 ve Ms. P 511; Bu parşömenlerin tarihi yüzde 95 ihtimalle M 648-691’dir.
Bu listeye meşhur olarak bilinen Hz. Osman’a atfedilen şu altı mushaf da eklenmelidir:
- Semerkant. Rusya.
- Türkiye’de 2: Topkapı; Türk ve İslam Eserleri Müzesi (TIEM).
- Mısır’da 2: Kahire Mushafı Meşhedu’l Hüseyni Camii; Dâru’l-Kütüb.
- Yemen’de 2: Hz. Ali’ye atfedilen mushaf; San’a Mushafı.
- Almanya: Berlin Staatsbibliothek’te Kodex Wetzstein II, 1913.
- Özbekistan: Taşkent Mushafı. (Erdeğer, 2022).
“Abdullah b. Mes’ûd’un kişisel mushafına dayanarak bazı Batılı araştırmacıların Fatiha ve Felak-Nass surelerinin Kur’an’dan olmadığına dair iddiaları da San’a Mushafı’nın keşfiyle tamamen geçersiz hâle gelmiştir. Kur’an’ın tümünün hıfz yoluyla topluma mal olması sebebiyle İbn-i Mes’ûd kişisel Mushafı’na yazma ihtiyacı hissetmemiş olabilir. Çünkü söz konusu 3 sure de gün aşırı okunan en meşhur surelerdir.” (Erdeğer, 2022).
“Yazılı olarak San’a Mushafı’nın “DAM 01-25.1″ parşömeni Fatiha’nın bilinen en eski el yazmasıdır ve son ayetlerin küçük kısımlarını içerir. DAM 20- 33.1″ tüm Fâtiha’yı ve ayrıca Nâs suresinin yarısını içerir. İbn-i Mes’ûd etrafındaki spekülasyon ve vesveseleri ele alan Hindistanlı araştırmacı yazar Muhammed Mustafa el-A’zamî (1930-2017) detaylı bir araştırma ile iddiaların altının boş olduğunu göstermiştir.” (Erdeğer, 2022).
Allah Teala, “Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz. Onun koruyucusu da elbette biziz” ( Hicr 15/9) ayetiyle Kur’an’ı muhafaza edeceğini vadetmiş ve Kur’an hiç değişmeden nazil olduğu şekliyle günümüze kadar gelmiştir. Mezhebi ne olursa olsun günümüzde Müslümanların elinde bulunan Kur’an eksiği ve fazlası olmadan aynı Kur’an aynıdır.
Prof. Dr. Halil Ahmet Kırkkılıç, Sünni-Alevi Beraberliğini Zedeleyen Dinî Nitelikli Bazı Asılsız İddialar Hakkında Mehmet Kırkıncı’nın Görüşleri
[1] Günümüzdeki basılı olan Kur’an’larda bu sayı 6236’dır.

Bu konuda geri bildirim bırakın