Nasıl Bir Maârif?

Maârif Aileyi Güçlendirici Tedbirler Almalıdır

Maârif Aileyi Güçlendirici Tedbirler Almalıdır

Terbiye, insanın hayat-ı içtimâîyede makam ve mevkiini bilmesi, ona göre harekâtını tayin ve tespit etmesidir. Terbiye, fertler arasındaki münasebeti temin eden en esaslı bir râbıtadır. Terbiye, başlı başına bir güzellik ve kemaldir. İnsana şahsiyet kazandırır. İnsaniyete yapılacak hizmetlerin en mühimi ancak terbiye ile mümkün olur. Âheng-i umuminin muhafaza ve bekası terbiyeye vâbestedir. Aksi takdirde içtimâ-i beşeriyedeki râbıtaların her biri bir yere dağılır, âhenk zir-ü zeber olur. Bu nokta-i nazardan terbiye, insaniyetin huzur ve saadetinin esas mâyesi sayılır.

Gençleri güzel ahlâk ile terbiye edecek en şefkatli hocalar ise anne ve babalardır. Bunun yolu, onlara Cenâb-ı Hakk’ın azametini, fazilet ve irfanın ehemmiyetini, vatan ve millet muhabbetini, insanın mahiyetini, ferdî ve içtimâî vazifelerini ders vermektir.

Aile ocağı İslâm nazarında pek mukaddestir. İslâm dini, çocuğun dünya ve âhiret saadetini kazanmasında anne ve babayı birinci derecede mesul tutmuştur. İşte bu hikmet nazara alınırsa, ailenin cemiyet-i beşeriye içinde ne büyük bir mevki işgal ettiği layıkıyla anlaşılır. Medeniyet ve saadetin membaı, ahlâk ve faziletin kaynağı aile ocağıdır. Bunun için tâlim ve terbiye beşikten mezara kadar devam eder. Öyleyse terbiye, evvelâ ve bizzat ailenin vazifesidir, ona tevakkuf[1] eder. Îmanın, irfan ve faziletin ilk temeli aile ocağıdır. Çocuklar için her zaman açık bulunan dershane aile ocağıdır. İyi kötü her türlü âdetler, töreler, fikirler, düşünceler ve duygular orada öğretilir. Zira mektebin, eğitim ve öğretimin elinde bulunmayan birçok fırsatlar ailede vardır. Bu bakımdan aile, saadetin ve medeniyetin kaynağıdır.

Çocuğun ilk mektebi aile, ilk hocaları da anne ve babalarıdır. O nâzenin çocuklar kudretin en büyük bir ihsanı ve vedîasıdır.[2] Bu hakikat nazara alındığında, anne ve baba onların yalnız hareketlerini değil, fikirlerini de tanzim etmeye memurdurlar. Daha çok annenin uhdesine verilen en büyük ve en ehemmiyetli vazife, çocuk terbiyesidir. Anne, onlara şefkat, rikkat ve itina ile davranır. Tâlim ve terbiyelerine, feyiz ve irfanlarına hizmet eder. İstidatlarını îman ve mârifet ile filizlendirir ve onlara İslâmiyetin güzel seciyelerini tâlim eder. Zira aile fertleri birbirine güzel ahlâk ve âli seciyelerle bağlanır. İşte böyle bir ailenin terbiyesinde yetişen bir fert hem kendine, hem ailesine, hem millet ve memleketine faydalı bir uzuv olur.

Anne ve baba için âlemde en büyük saadet, en büyük servet böyle bir evlada sâhip olmaktır. Bu şuurdaki bir aile, toplumun temeli, ülkenin teminatı, hakiki medeniyetin müessisi olur; âlemi tenvir eden bir ziyâ hâlini alır. Eğer o ziyâ sönerse, hayat-ı beşeriye zulmetler içinde kalır, hayat felç olur.

İffetli ve terbiyeli bir validenin bulunduğu evde huzur olur. Çünkü vakur ve haysiyetli bir validenin bulunduğu aile, vatan ve millet için bir hazinedir. Faziletli bir anne, evinde dolaştığı her yeri ışıklandırır, pür nur eder. Onun ziyneti ibâdet ve iffetidir. Gönlünü mesut eden eğlencesi de çocuklarıdır. Âlemde her türlü saadetin, lezzetin kaynağı şuurlu validelerdir. Onlar şefkatten, rikkatten, merhametten yaratılmış bir nazenin vücuttur. Nâzik nazarlarıyla, hâlisane nasihatleriyle insanlık âlemine vefakâr, fedakâr, ârif insanlar yetiştirirler. Buna binâen Efendimiz (s.a.v.):

الْجَنَّةُ تَحْتَ أَقْدَامِ الْأُمَّهَاتِ

“Cennet validelerin ayakları altındadır.”[3] buyurmuşlardır. Evlat sevgisi zail olmayan bir zevktir. Bu bakımdan bir hadis-i şerifte:

رِيحُ الْوَلَدِ مِنْ رِيحِ الْجَنَّةِ

“Evlat kokusu, Cennet kokularındandır.”[4] diye buyurulmuştur. İnsan için en büyük saadet fikri envâr-ı hakikatle,[5] kalbi ziyâ-yı mârifetle[6] tenevvür eden faziletperver bir evlâda peder olmaktır. Allah Rasûlü’nün (s.a.v.) ifadesiyle:

مَا نَحلَ والدٌ وَلَداً من نُحْلٍ أفضلَ من أدبٍ حَسَنٍ

“Hiçbir baba evladına güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz.”[7] Bütün bu hakikatlere binâen aile için en büyük ve en şerefli vazife, çocuk terbiyesidir. Bu vazifeyi ihmal, ne büyük bir eser-i gaflet ve ne büyük bir ihanettir.

Anne ve baba, en ziyâde itina etmeleri gereken çocuk terbiyesini nazar-ı dikkate almazlarsa, zahmet ve şefkat ile vücuda getirdikleri evlatlarını dalâlet ve sefâhatin kucağına atarak tahrip etmiş olurlar. Tecrübe ile sâbittir ki, bir hânenin, bir milletin, bir devletin saadet ve huzuru, istirahat ve selâmeti, edep ve terbiye ile temin edilir. Medenî devletler seviyesine çıkmak için sadece ilim, mârifet, hüner ve sanat öğrenmek kâfi değildir. Bir milleti muhafaza eden surların en metini ve en sağlamı; îman, hamiyet, istikamet, merhamet ve şefkat gibi yüksek sıfatlardır. Eskiden bu surlar o kadar sağlamdı ki, dıştan gelen sefâhat ve dalâlet gibi menfî cereyanlar yol bulup cemiyetin bünyesine giremezlerdi. Bilâhare bu surlarda açılan menfezlerden gelen dalâlet ve sefâhat rüzgârları, bu milleti müthiş ahlâksızlığa, korkunç bir sefâlet ve cehâlete sürükledi. Milletin bünyesine feci ve elim rahneler açıldı. Gençliğimiz kendi öz rûhuna, inancına, törelerine muhalif olan ecnebi âdetlerine mahkûm oldu. Milletimizin inanç ve itikadını, ahlâkî seciyelerini tahrip eden bu gediklerin kapanması şuurlu ailelerin hamiyetiyle mümkün olacaktır.

Elhâsıl: Her şeyden evvel bilinmesi lazım gelen şey terbiyedir. Terbiye, ulûm ve fünuna tekaddüm[8] eder. Çünkü terbiye edilmeden tahsil edilen ulûm ve fünundan fert ve cemiyet istifade edemez. Binâenaleyh terbiyesiz tahsile cevaz verilemez. Zira faydasından ziyâde zararları ağır basar. Bundandır ki, bugünkü terakkî-i medeniyet, saadeti değil sefalet-i beşeriyeyi netice vermiştir.

Bu hakikate binâen, ebeveyn ile maârif nesli terbiye ve ıslah ile mükelleftir. Birisi terbiye-i ibtidâîye,[9] diğeri terbiye-i umumiyenin muallim ve mürebbisidir. Çocuklar, ancak bu iki müesseseden aldıkları ders ve terbiye ile sahne-i âleme çıkabilirler. Çocuğun fikren teâlî ve tekâmülü anne ve baba ile başlar, mektebinde ta’lim ettiği ulûm-u hakikiye[10] ve hikemîye[11] ile devam eder. Yani maârif, insanların ikinci bir ebeveynidir. Bu iki ayrı mektebin tesirlerinin insaniyetin saadetindeki azim yeri ihmal edilmemelidir. İşte maârifimize düşen büyük vazifelerden birisi de, böyle ideal aileleri kurabilecek şuurlu ve hamiyetli gençler yetiştirmektir.


[1]       Tevakkuf: Beklemek, oIması başka bir şeye bağlı bulunmak.

[2]       Vedîa: Mülkiyeti sâhibinde kalmak şartıyla saklanmak, korunmak üzere bırakılan şey, emanet.

[3]       Suyûtî, Camiu’s-Sağir, (Feyzü’l Kadir şerhiyle beraber) Daru’l Fikir, 3/361.

[4]       Taberâni (Fis’ Sağir ve’l Evsed)’den, İmamı Gazâlî, İhyâu ûlumi’d-Din, Ed’Darû’l Kütübi’l İlmiyye, Beyrut 1992, 1/238.

[5]       Envâr-ı hakikat: Hakikat nurları, ışıkları.

[6]       Ziyâ-yı mârifet: İşin ilimle yapıldığını gösteren ışık.

[7]       Tirmizî, Sünen, 4/397.

[8]       Tekaddüm: İleri geçme, önce gelme, önce davranma.

[9]       Terbiye-i ibtidâîye: İlkokul.

[10]      Ulûm-u hakikiye: Gerçek ve doğru ilimler.

[11]      Ulûm-u hikemîye: Felsefî ilimler.

    Bu konuda geri bildirim bırakın

    • Değerlendirme
    X