MEHMED KIRKINCI HOCA’NIN ARDINDAN
Hz. Peygamber efendimiz Salallahu aleyhi vessellem; ” Bir memlekette ulema ile ümera yani âlimler ile idareciler arasında uyum olursa, o memleket huzur ve emniyete kavuşur; aksi takdirde düzen sarsılır ve huzur bozulur…. ” buyurmuştur.
İşte 24 şubat akşamı, Türkiye, memlekette huzurun temel taşlarından birini kaybetti ve maalesef bu zat, âlimler cephesinden biriydi: Mehmet Kırkıncı Hocamız bütün ömrünü ilme, ilim adamlarına ve Kur’an’ın düsturlarını anlatmaya vakfederek, Rabb’inin Darü’s-Selam’a olan davetine icabet etti.
Kendisini ilk olarak 1997’de Kümbet medresesine yapmış olduğum ziyarette tanıdım.Hoş sohbetli sorulan suallere doyurucu cevablar veren biriydi.
Ziyaretimde kendi yazmış olduğu Kader nedir? adlı kitabını hediye eylediler. İkinci ziyaretim bir yıl sonra bir vesile ile Erzurum’a geldiğimde tekrar kümbet medresesinde oldu. O zamanlar memlekette Fethullah Gülen’in papa ikinci John Paul’a; “Muhterem papa cenapları” başlığı ile yazmış olduğu mektubu gündemdeydi. Gündemde bu konu olduğundan, söz döndü dolaştı bu mektuba geldi. Mektupta yazılanları tasvip etmediğini belirtti. Daha sonra konu kıyamet alametlerine gelince dolaptaki raftan Sikke-i Tasdik-i Ğaybi kitabını çıkartmamı istedi bende o kitabı raftan aldım. Kitabın filan sayfasını açmamı söyledi. Sayfaları çevirip açınca dediği sayfada İsa Aleyhisselam’ın gelişi ile ilgili ve Mehdi Aleyhimürrıdvan’la ilgili bölümü okuttu ve kendisi izah ettiler. İkindi namazını medresede birlikte kıldık ve yanında farza durmak nasip oldu.
Üçüncü ziyaretimde 2003 kışında yine Kümbet medresesinde dışarda kar yağarken hem suallerimi tevdi ettim hemde ikram edilen limonlu ıhlamurdan kaç bardak içtiğimi hatırlamıyorum. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan Akşam namazına durduk ve namazdan sonra vaktin bir hayli geciktiğini beyan edip müsaade aldım ve ayrılırken elini öpmek nasip oldu.
2010’dan sonra muhtelif zamanlarda İstanbul’a geldiğini duyduğumda akşamları nerde program olacaksa birkaç kez sohbet programına iştirak ettim ve o yaşına rağmen Erzurum’da kendisini ziyaret ettiğimden beri birkaç yıl geçmesine rağmen beni hatırladı ve halimi vaktimi sorarak ne zamandan beridir İstanbul’da olduğumu sual ettiler. Bu da gösterdi ki hocamın hafızası bayağı kuvvetliymiş.
1928 yılında Erzurum’un merkez köylerinden Güllüce köyünde dünyaya gelen Hoca efendinin babaları kardeşi Musa efendiyle ilim öğrensinler diye Erzurum’a taşınmış , kendisi küçük bir dükkan açarak çocuklarını da ilim öğrensinler diye Erzurumlu tanınmış müderrislerine ilim öğrenmeleri için talebe kaydettirmiş. Zamanın büyük alimlerinden medrese eğitimi görerek öğrenimini tamamlayarak Üstad Bediüzzaman’ın Risale-i Nur adlı eserlerine kendisini hasreyleyerek Risale-i Nur hizmetinin Erzurum’da yayılmasına vesile olmuş ve birçok talebe yetiştirmiştir.
Geçtiğimiz haftalar da medyadan rahatsız olduğunu ve hastanede yattığını duyduğumda inşallah şifa bulur diye kendilerine dua ettim .Ancak her kişinin başına gelecek olan ecelin onunda başına geldiğini az önce öğrendim. “Âlimin ölümü alemin ölümüdür” düsturu gereği Mehmet Kırkıncı Hocaefendi’ye Allah’tan rahmet, yakınlarına sevenlerine ve talebelerine baş sağlığı diliyor, yaşadığı hayatın geride kalanlara örnek olmasını temenni ediyorum.
Hayrettin ÖZBAY

Bu konuda geri bildirim bırakın