Mülk-i İslâm’ın Kilit Şehri; Erzurum
Doğu Anadolu’nun gözbebeği, evliyalar yatağı, kahramanlar otağı, ilim ve irfan ocağı, meşâyıhlar diyarı olan şehr-i Erzurum’un her köşesi, her tarafı Selçuklu ve Osmanlı eserleriyle, câmiler, külliyeler, medreseler ve hamamlarla bezenmiş mübârek bir beldedir. O zîkıymet eserlerin her birisi paha biçilmez bir değerdedir.
İnsan, o câmilerdeki güzel nakışlı halılara, tavanları süsleyen allı yeşilli avizelere ve duvarlarında nakşedilmiş Allah Teâlâ’nın güzel isimlerine nazar edince, kendini firdevsî bir saadet içinde hisseder, rûhunda inşirah husûle gelir.
Erzurum’un ihtiva ettiği hususiyetler, özellikler, güzellikler nihayetsiz ve payansızdır. Her tarafından şırıl şırıl akan şadırvanlar ve gürül gürül akan çeşmeler, şehre ayrı bir tat ve farklı bir güzellik bahşediyor.
Semâya sed çekmiş dağları, allı pullu çiçeklerle ve yeşil çimenlere bezenmiş geniş ve bereketli ovaları, mor sümbüllü bahçeleri, letafetli bağları, çeşitli meyvelerle süslenmiş bağları mütefekkirlere ayrı bir zevk vermektedir. Fırat Nehri’nin membaı olan ve yatağına sığmayan Karasu ismi ile müsemma o bereketli nehir, büyük bir aşk ve şevkle Karadeniz’e doğru akmakta ve suyunu ona dökmektedir. Evet, bu hâl ve bu keyfiyet insanı hayrette bırakır, fikrini ve nazarını o derya-yı ummana tevcih eder, ona saadet ve sürurlar bahşeder. O derya-yı ummanın dalgalarına fikrini kaptırınca, gayr-i ihtiyari olarak ağzından “Allahu Ekber ve Subhanallah” kelimeleri dökülür.
Erzurum denilince ilim, irfan ve mârifet akla gelir. Âlimleriyle, evliyalarıyla, meşâyıhları, edipleri, şairleri, ozanları ve tarihçileriyle bir kültür merkezidir. Ahmet Hamdi Tanpınar “Beş Şehir” adlı eserinde Erzurum’u çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. İkliminin soğuk ve kışlarının uzun olmasından dolayı insanların ilim ve irfan sâhibi olmasına vesile olmuştur.
Erzurum, İslâmiyet’i Hz. Ömer’in İran seferi sırasında hicretin 23. senesinde kılıçsız olarak kabul eden bir şehirdir. Bizim etrafımızda bulunan birçok şehir asırlar sonra İslâmiyet’i kabul etmiştir. Hz. Ömer’in (r.a) ordusu İran seferine giderken Erzurum’da konaklamış, bugünkü karayolları semti “Araplar düzü” olarak bilinir. Erzurum’un o zamanki ileri gelen kişileri, “Acaba bunlar kimdir?” diye merak etmişler. Onların ileri gelenlerini evlerine dâvet edip kim olduklarını, buralara ne için geldiklerini sormuşlar. Onlar da âhirzaman peygamberi Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in sahâbîleri olduklarını, ikinci halife olan Hz. Ömer’in ordusunun mensupları olup, İran Seferi’ne çıktıklarını söylemişler. Sonra Peygamber Efendimiz’i ve İslâmiyet’i anlatmışlar. Böylece Erzurum, İslâm dini ile şereflenmiştir.
İslâm dinini anlatmak ve tebliğ vazifelerini îfâ etmek için bazı sahâbî efendilerimiz burada kalmışlar. Havuz başı semtinde bazı sahâbî efendilerimizin kabirleri vardı, ancak 1940’lı yıllarda Halk Partisi tarafından onların kabirleri oradan kaldırıldı ve maatteessüf bugün çoğunun kabri bilinmiyor. Çifte Kardeşler ile 3 Temmuz Ortaokulu’nun bulunduğu yerde de iki sahâbî kabri var. Bilinen on altı sahâbî kabri var, ama daha fazla da olabilir. Sahâbî kabirlerinde Âyet’el Kürsi yazılıdır. Yani onların nişanesi budur.
Erzurum Toprağında Yattığı Bilinen Sahabe İsimleri:
İyaz b. Ganem el-Eşari
Havaha İbn-i Abdullah
Selamet İbn-i Adiyy
Merkal İbn-i Eku
İbn-i Hüveyl
Cerir İbn-i Said
Abdullah İbn-i Sadre
Sehl İbn-i Saad
Mus’ab İbn-i Sabit
Hazim İbn-i Muammer
Ebû Numeyr İbn-i Beşşar
Şu da çok mühim bir nokta: Erzurum ile Medine aynı meridyen üzerinde, dolayısıyla namaz vakitlerimiz aynı. Efe Hazretlerinin de çok güzel ifade ettiği gibi;
Erzurum kilidi mülki İslâm’ın
Mevla’ya emanet olsun Erzurum
Erzurum derbendi ehli îmanın
Mevla’ya emanet olsun Erzurum
Erzurum gerçekten İslâm’ın bir kilidi, edep, hayâ, ilim ve irfan merkezi bir şehirdir. Dünyada sadece Erzurum’da ezanların arkasından Rasûlullah Efendimize salat u selâm getirilir.
Reddü’l Muhtar adlı kitapta ifade edildiğine göre; Peygamber Efendimize (s.a.v) ezanlardan sonra salât u selam okunması 791 tarihinde ilk defa Sultan Nasuriddin’in emriyle Mısır’da başlamıştır. Mehmet Zihni Efendi’nin Nimetü’l-İslâm adlı eserinde de bu mesele yazılmıştır.
Yaklaşık beş yüz seneden beri devam eden ve sadece Erzurum’a has olan 1001 hatim geleneği, başta zelzele olmak üzere birçok bela ve musibetin def’ine, feyiz ve berekete vesiledir. Efe Hazretlerinin de ifade ettiği gibi;
Bin bir hatim nûru arşı doldurmuş
Bela musibeti yerden kaldırmış
Düşmanları kahreylemiş öldürmüş
Mevla’ya emanet olsun Erzurum
Bu harika geleneğin mimarı Pir Ali Baba’dır. İbrahim Hakkı Konyalı’nın “Âbideleri ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi” adlı eserinde ifade edildiğine göre, o zâtın yaşadığı tarihler Kanuni Sultan Süleyman dönemine denk gelmektedir. Zaten o dönemde ilim, irfan, sanat ve edebiyat sahalarında büyük inkişaflar olmuştur. Pir Ali Baba o zamanın sayılı zenginlerinden olup, aynı zamanda âlim ve fazilet sâhibi mübârek bir zât imiş.
I. Cihan Harbi yıllarında bin bir hatimlere bir süre ara verilmiş, daha sonra Müftü Solakzâde ve zamanın Erzurum milletvekillerinden Mühirzade Asım Efendi ile Zihni beyler tarafından yeniden okutulması sağlanmıştır, günümüze kadar devam etmiştir. İnşâallah kıyâmete kadar da devam edecektir.
Erzurum konum itibariyle çok kilit bir noktadadır. İpek Yolu’nun geçtiği bir şehirdir. Tarihî göçlerin yolları üzerinde kurulmuş olan Erzurum, nice savaşlara sahne olmuş, birçok devletin eline geçmiştir. Perslerin, Makedonya Kralı İskender’in, Roma İmparatorluğunun ve Bizanslıların eline geçmiştir. Selçuklu padişahı Tuğrul Bey 1048 tarihinde Pasinler Savaşı’nda Bizanslıları yenerek Erzurum’u fethetmiştir, fakat bu şehir Bizans’a geri verilmiş, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Selçuklu Sultanı Alparslan Bizanslıları yenerek, Erzurum’u fethetmiştir.
Anadolu’ya hâkim olan Selçuklular; birlik ve beraberliğin, huzur ve saadetin, maddî ve mânevî terakkinin sadece maddî güçle olmayacağını çok iyi bildiklerinden, Ahmet Yesevî’den milletin irşadı için mürşitler göndermesi hususunda istimdat ederler. Ahmet Yesevî de on binlerce müridini Anadolu’ya gönderir. Horasan er ve erenleri nâmı ile şöhret bulmuş olan bu Allah dostları, Anadolu’nun dört bir yanına dağılarak insanların irşadına, maddî ve mânevî terakkilerine vesile olmuşlardır. İbrahim Hakkı Konyalı kitabında bu hususu detaylı olarak anlatmaktadır. Bunların başında Ahmet Yesevî’nin müritlerinden ve meşhur müfessir Fahreddin-i Razi’nin talebesi olan Ahi Teşkilatı’nın kurucusu Ahi Evran gelir.
On dördüncü asır sonlarında Karakoyunlular ve sonra Timur Han Erzurum’u ele geçirmiş. Daha sonra Akkoyunluların eline geçen Erzurum, 1502’de Şah İsmail tarafından işgal edilmiş. 1514’te Yavuz Sultan Selim Han Erzurum’u fethetmiş, Kanuni Sultan Süleyman Han Erzurum’u kesin olarak Osmanlı topraklarına katmıştır.
Erzurum 1828-1829, 1878 ve 1916’da üç defa Rus istilâsına maruz kalmış ve büyük tahribata uğramıştır. 9 Kasım 1877’de işgal ettikleri Erzurum’u, 13 Temmuz 1878 tarihine kadar ellerinde tutan Ruslar, Birinci Dünya Harbi sırasında tekrar şehri işgal etmiş (1916), 1917’de de şehri Ermeni çetelerine teslim etmişlerdir. Ermeni çetelerinin tahribatı ve katliamı Ruslardan daha korkunç, daha elim olmuştur.
Cihan Harbi’nde de Erzurum insanının kadın erkek hep beraber düşmana karşı mücadelesi ve kahramanlığı, tarihe altın sayfalarla yazılmıştır. Bu toprakların her karışı şehit kanları ile sulanmıştır. Bastığımız her karış toprak ya dilârâ yanağı ya da bir aslan göbeğidir.
Erzurum; ilim, irfan ve fazilet âşığı insanlarla dolu idi. Erzurum’un esnafı bile Pazar günleri işyerlerini açmaz, büyük âlim ve mürşitlerin sohbetlerine katılır, gerek ticarî konularda gerekse diğer İslâmî konularda onlara sualler sorarlardı. Yani Erzurum’un esnafı da fikir erbabı, bilgili ve son derece dindar idi.
Eskiden Erzurum’da hanımlar, çok zaruri bir durum olmadıkça dışarı çıkmazlardı. Onların her biri âdeta birer edep ve hayâ timsali idiler. Erzurum bir mâneviyat şehri idi.
Gayet şecaatli erler var idi
Nisası ricali hayâdar idi
Edepli erkânlı bir diyar idi
Mevla’ya emanet olsun Erzurum
Evet, Erzurum; âlimler, evliyalar, meşayıhlar, şairler, mutasavvıflar beldesidir. Başta Nakşibendî olmak üzere birçok tarikatın mensubu ve dergâhı bulunmaktadır. Marifetnâme sâhibi büyük mütefekkir İbrahim Hakkı Hazretleri, Diyanet İşleri Reisliği yapmış, tefsir ve fıkıh eserleri sâhibi Ömer Nasuhi Bilmen gibi cihanşümul insanların yetiştiği mübârek bir belde. Bizim yetişemediğimiz Topçu Oğullarından Ali Ağa Efendi, Hacı Haşıl Efendi, Hacı Feyzullah Efendi, Sanamerli Hacı Ahmet Baba, Kurşunlu Medreselerini yaptıran Kurşunlu Mehmet Efendi ve Yetim Hoca gibi nice âlim ve mürşitlerin mekânı olan kutlu topraklar…
Bu topraklarda dünyaya geldim. Bu şehrin nimetlerinden tenaüm ettim. Bu şehrin mânevî sultanlarından istifade ve istifaze ettim. Başta Alvar İmamı Muhammed Lütfi Hazretleri olmak üzere birçok büyük insanın sohbetlerinden feyiz aldım. Babadereli Seyyid Ahmed Efendi, vaazlarından büyük zevk aldığım İhmal Câmii imamı Mehmet Efendi, evliyadan Rauf Efendi gibi hak dostlarının meclislerine devam ettim. Serçemeli Mustafa Necati Efendi, Hacı Faruk Efendi, Osman Bektaş ve Solakzâde gibi büyük âlimlerin rahle-i tedrisinde bulundum. Her birinin ayrı ayrı feyizlerine mazhar oldum.”

Erzurum Kalesi Saat Kulesi

Bu konuda geri bildirim bırakın