Doğumum ve Tahsil Hayatına Başlamam
1928 yılında Erzurum merkez köylerinden Güllüce’de dünyaya geldim. Babam koyun tüccarıydı. Bu yüzden Erzurum’a sık sık giderdi. Çocukluğumuzda babam bana daima:
“Erzurum’da Mustafa Efendi adında bir âlim var. Kardeşin Musa ile seni Erzurum’a götüreceğim. Taa ki, Mustafa Efendi’den ilim tahsil edesiniz.” derdi.
Bu sözleri duya duya içimizde ilim tahsiline bir iştiyak hâsıl oldu. Zaten dedem de hoca olduğu için okumaya hevesli idik.

Mehmed Kırkıncı’nın gençliği

Mehmed Kırkıncı’nın babası Celal Efendi
1940’da Erzurum’a geldik. Babam Gürcü Kapı’da bir dükkân açtı. Evimiz İhmal Mahallesi’ndeydi. Evimizin karşısında İhmal Câmii’nin İmamı Mehmed Efendi’nin evi vardı. Mehmed Efendi ile tanıştık. O zât cumaları vaaz ederdi. Vaazları çok tesirliydi. İbâdet ve ahlâka dair konuları anlatırdı. Bu benim hoşuma gittiğinden, cumaları onun vaazlarına devam ederdim. Bu sayede bendeki ilme karşı olan kıvılcım alevlendi. Mehmed Efendi’nin de Ziyaeddin isminde 20-25 yaşlarında bir oğlu vardı. Erzurum’a gelmemizin sebebini anlattığımızda, hem Mehmed Efendi hem de oğlu bize ve babama karşı bir muhabbet bağladılar.
Ziyaeddin Efendi, bir gün bize dedi ki:
“Bu mahallede münzevi Rauf Efendi isminde evliyâdan bir zât var. Bir gün gidelim de elini öpelim ve onun duasını alalım. Çok değerli bir insandır.”
Bir gün Rauf Efendi’nin yanına gittik. Arkasında kütüphânesi, seccadenin üzerinde, elinde tesbihi, önünde bir rahle üstünde birkaç kitap, yanında da semaver ve ufak bir sobası vardı. Öyle bir huzur buldum ki anlatamam. Çehresinde öyle bir nur tebellür ediyordu ki, bu nur sanki sakalının beyaz kıllarından akıyordu.
Rauf Efendi: “Bu genç kimdir?” diye sordu. Bunun üzerine Ziyaeddin Efendi de beni takdim etti ve:
“Babası Celal Efendi, bu Mehmed Efendi’yi ilim tahsil etmesi için köyden Erzurum’a getirdi.” dedi. Buna binaen bana iltifat ederek şunları söyledi:
“İnd-i İlahide en makbul hicret, ilim için yapılan hicrettir. Selef-i sâlihin, ilimlerini hep gurbetten almışlardır. Kimisi gurbet illere ilim götürmüş, kimisi de ilim tahsili için diğer ülkelere gitmişlerdir. Bu zamanda ise ilme olan ihtiyaç her zamankinden daha fazladır. Erzurum’da çok az ilim adamı kaldı. Müderris olarak Sâdık Efendi, Hacı Faruk Efendi, Hacı Mustafa Efendi, Sakıp Efendi’den başka müderris kalmadı. Bu yüzden şimdi ilim okumanın fazileti 100 yıl öncesine göre çok daha fazladır.”
Rauf Efendi bizi ilme teşvik için Peygamber Efendimizden (s.a.v) şöyle bir hadis de nakletti:
منْ سلك طَريقاً يَبْتَغِي فِيهِ علْماً سهَّل اللَّه لَه طَريقاً إلى الجنةِ ، وَإنَّ الملائِكَةَ لَتَضَعُ أجْنِحَتَهَا لِطالب الْعِلْمِ رِضاً بِما يَصْنَعُ ،
“Bir kimse ilim talebiyle yola düşerse, Allahu Teâlâ Cennet yollarından birini ona kolaylaştırır. Hatta melekler dahi kanatlarını onun önüne sererler.”[1]

Mehmed Kırkıncı
Sohbetin bir yerinde:
اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلاَنْبِيَاءِ
“Âlimler peygamberlerin vârisleridirler.”[2] hadis-i şerifini nakletti. İki saat kadar süren sohbetten sonra elini öperek yanından ayrıldık.
Dışarıya çıktığımızda Ziyaeddin Efendi:
“Bu zâtı nasıl buldun?” dedi. Ben de:
“Çok sevdim ve hayran oldum.” dedim.
Ziyaeddin Efendi de:
“Ehlullah’ın kalpleri aynadır, nazar edenler Cemal-i ilâhîyeyi onda müşâhede ederler. Rauf Efendi de onlardan biridir.” dedi.
Daha sonra Rauf Efendi’yi defalarca ziyaret ettik. Bir sohbetinde Rauf Efendi on iki ilimden söz etmişti ve ben “Bu işi yapabilir miyim?” diye düşünmeye başladım. Bu endişemi Ziyaeddin Efendi’ye söylediğimde:
“Muhammed Efendi, sen daha hayatının baharını yaşıyorsun. Okuyan için ilim sarayının kapıları her zaman açıktır. İlim, ucu bucağı görünmeyen zengin bir bağdır. Onun içine giren kimse boş çıkmaz.” dedi.
Rauf Efendi’yi ara sıra ziyaret ediyordum. Bir defasında da Erzurum’un mânevî sultanlarından Topçuların Ağa Efendi ve Alvar İmamı Muhammed Lütfi Efendi’den çok sitayişle bahsetti. O sohbetten öğrendiğime göre; Efe Hazretleri Bitlis’teki Pir Muhammed Küfrevi’nin hâlifelerinden biriymiş. İrşad faaliyetlerine Hasankale’nin Alvar Köyü’nde imam iken başlamış ve birçok insanın hidâyetine vesile olmuş. Kardeşi Vehbi Efe de mâneviyat âleminin sultanlarından biriymiş. Onun hizmeti, köyleri gezerek vaaz u nasihat etmek, ayrıca fakir fukaraya yardımda bulunmak, köylere yol ve su gelmesine yardımcı olmak tarzında gerçekleşmiş. Bu iki kardeşin büyük himmetleriyle birçok insan içki ve benzeri haramlardan uzaklaşmışlar ve ibâdet ehli olmuşlar.
Bir gün Ziyaeddin Efendi ile Mustafa Efendi’nin kardeşi Hüsnü Efendi’nin ziyaretine gittik. Ziyaettin Efendi benim Mustafa Efendi’den ilim tahsil etmek için geldiğimi söyledi. Hüsnü Efendi de:
“Hoca Efendi (Mustafa Efendi) şimdi İstanbul’da Elmalılı Hamdi Efendi’nin rahle-i tedrisine devam ediyor. O gelinceye kadar biz hem hüsn-i hat çalışırız, hem de sohbet ederiz.” dedi.
Çarşamba günü gittiğimde benim için kamış kalem, defter ve mürekkep aldığını gördüm. Bana ilk defa: رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ رَبِّ تَمِّمْ بِلْخَيْرِ “Rabbiyessir ve lâ tüassir” duasını ders olarak verdi. Sayfanın başına yazdığı bu yazıyı defalarca yazıyordum. Her seferinde ilim ve ibâdetin ehemmiyetinden, dünyanın fâni olduğundan, âhiret hayatından bahseden hikmetli cümleleri bana ders veriyordu.

Hüsnü Efendi

Soldan sağa: Veli Velioğlu, Mehmed Kırkıncı, Hüsnü Dumlu Efendiler
Hüsnü Efendi, ara sıra beni hocaların vaazlarına da götürürdü. Müftü Solakzâde Efendi’nin vaazlarından çok istifade ederdim.
Hüsnü Efendi bir pazar sabahının erken saatlerinde bizim eve geldi. Beni Kavakkapısı’ndaki kabristana götürdü. Kabristan o sırada sökülüyordu. Beni tuğladan yapılma, sökülmüş bir kabrin yanına götürdü. İskelet hâlindeki bir cesedi göstererek bana:
“Bu ölünün rûhuna bir Fatiha okuyalım.” dedi. Ben Fatiha’yı okuduktan sonra elini benim kafama vurarak:
“Bir gün bu kafa da, onun gibi olacak. Her şeyi unut, ama bunu asla unutma.” dedi. Meğer beni oraya kadar yalnız o cesedi göstermek için götürmüş.
[1] Ebû Dâvud, İlm 1, (3641); Tirmizî, İlm 19, (2683); İbnu Mâce, Mukaddime 17, (223).
[2] Buharî, İlim: 10; Ebû Dâvud, İlim: 1; İbn-i Mâce, Mukaddime: 17; Dârimî, Mukaddime: 32; Müsned, 5:196.

Bu konuda geri bildirim bırakın