İslam Birliği ve Yavuz Sultan Selim

Şah İsmail ile Yavuz Selim’in Mektuplaşmaları

Şah İsmail ile Yavuz Selim’in Mektuplaşmaları

Yavuz Sultan Selim’in, Çaldıran Seferi’nden önce Şah İsmail’e yazmış olduğu şu mektup çok manidardır:

“Bilesin âgâh olasın ki, ilâhi hükümlerden yüz çevirenlerin, dini ve şeriatı yıkmaya çalışanların bu hareketlerine, bütün Müslümanların ve bu arada adalet sever hükümdarların, kudretleri nispetinde mâni olmaları farzdır. Bunu söylemekten maksadımız şudur:

Tarikat postundan, saltanat tahtına yükselen sen, bu yolda yürüdün. Müslümanların memleketlerine saldırdın, şefkat ve utanmayı bir tarafa atarak zulüm kapılarını açtın, günahsız Müslümanları incittin, fitne ve fesadı kendin için temel prensip olarak kabul ettin, mescitleri yıkma, türbe mezarları yakma, ulemâ ile Peygamber neslinden gelmiş olan seyitlere ihanet gibi işler, senin kötü hâllerinden birkaçıdır. Dillerde dolaşmakta olan bunlar ve bunlara benzer hareketlerinden dolayı, ulemâ kesin delillere dayanarak senin küfür ve irtidadına, senin ve sana tâbi olanların öldürülmelerinin vâcip olduğuna; mal ve rızıklarınızın yağma, kadın ve çocuklarınızın esir edilmelerinin mubah olduğuna ittifakla karar vermişlerdir. Bu durum karşısında ben, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek ve ‘Merasim-i Namus-u Pâdişahi’ için ipekli elbiselerimi çıkardım, zırh giydim, kılıç kuşandım, ata bindim ve Safer ayının başında Anadolu yakasına geçtim.

Maksadım, Allah’ın inayetiyle senin pâdişahlığını yok etmek ve böylece âcizler üzerinden zulmünü ve fesadını kaldırmaktır. Ancak kılıçtan önce sana, sünnet-i seniye icabı İslâmiyet’i teklif ederim. Eğer yaptıklarına pişman olup can ve gönülden istiğfar eder ve aldığın kaleleri geri verirsen, tarafımızdan dostluktan başka bir şey görmezsin. Fakat kötü hâllerine devam ettiğin takdirde ‘zulmet-i zulümden’ simsiyah yaptığın yerleri nûra kavuşturmak ve senin elinden almak üzere inşaallah yakında geleceğim. Takdir ne ise öyle olacaktır.”

وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّـبَعَ الْهُدٰى

“Selam, hidâyete tâbi olanlaradır.”[1]

Yavuz, Şah İsmail’e göndermiş olduğu başka bir mektubunda ise şöyle der:

“Ey kötü düşünceli Acem İsmail! Allah seni ıslah eylesin.

Dikkatle okunması icap eden bu mektubum vâsıl olunca malumun ola ki, İslâm perdesini yırtarak, Seyidü’l-Enbiya Hazretlerinin (s.a.v) sünnetini yıkmaya çalıştığının haberini aldım. Kötü ahlâkın, fitne ve fesadınla birleştirdiğin kılıcını ve hançerini ortaya çıkar. O kılıcı kırmak ve kıyâmete kadar ortadan kaldırmak pâdişahlara ve ulü’l-emre vâcip olmuştur. Bu hususta da ulemânın önde gelenleri –Allah sayılarını kıyâmete kadar artırsın– fetva vermişlerdir. Bu sebeple ancak Allah’ın dinini ihyâ ve Rasûlullah’ın sünnetini hâkim kılmak için, üzerine yürümeye karar verdim. Eğer sende biraz mertlik var ise, karşıma çıkar erler gibi dövüşürsün.”

Yavuz Selim bir taraftan içteki tehlikeleri bertaraf ederken, bir yandan da ordunun sıkıntılarını izaleye çalışıyordu. Bu arada Şah İsmail’den de tahrik ve tezyif edici mektuplar geliyordu.

Şah İsmail göndermiş olduğu bir nâmesinde:

“Er isen meydana gelmeyesin, biz de intizardan kurtuluruz.” demiş ve Yavuz’a bir kadın elbisesiyle, yüzünü örtmesi için bir leçek[2] yollamıştı. Yavuz bu mektuba 920 Cemaziyülevvel sonunda Erzincan’dan cevap yollamıştır.

Yavuz, nâmesinde Şah İsmail’i er meydanına dâvet ediyor ve kendisinden hâlâ bir eser olmadığını beyan ediyordu. Şah İsmail kendisine gönderilen nâmelere verdiği cevapta; gerek Sultan Bayezid zamanındaki ve gerek kendisinin Trabzon valisi iken aralarındaki dostluktan bahsederek aradaki düşmanlığın neden ileri geldiğini anlamadığını, Osmanlı hânedanıyla kadim dostluğa mebnî[3] Timur zamanındaki gibi fena bir netice hâsıl olmasını istemediğini ve nâme yazan kâtiplerin yazılarını afyon tesiriyle yazdıkları için bir altın hokka ile afyon macunu yolladığını… beyan etmektedir. Yavuz Sultan Selim ise bu nâmeye şu ağır ifadelerle cevap vermiştir:

“Dâvetine icabet edip uzun yolları kat ile memleketine girdik; fakat sen meydanda görünmüyorsun. Pâdişahların ellerindeki memleket onların nikâhlısı gibidir; erkek ve yiğit olanlar kendisinden başkasının ona elini dokundurtmazlar; hâlbuki bunca gündür askerimle memleketine girip yürüyorum, hâlâ senden bir haber yok. Seni korkutmamak için askerimden kırk bin kişiyi ayırıp Sivas’la Kayseri arasında bıraktım; hasma mürüvvet ancak bu kadar olur. Bundan sonra da saklanıp gözükmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer yerine peçe ve zırh yerine çarşaf ihtiyar eyleyip serdarlık ve şahlık sevdasından vazgeçesin.”

Sultan Selim bu nâmesiyle beraber Şah İsmail’in gönderdiklerine karşılık kendisine hırka, şal, asâ, misvak ve kuşaktan ibaret tarikat levâzımı[4] yollamıştı.[5]


[1]       Tâ-hâ, 20/47.

[2]       Leçek: Beyaz tülbentten baş örtüsü.

[3]       Mebnî: Bir şeye dayanan, istinat eden, müstenit.

[4]       Levâzım: Gerekli şeyler, yaşanan hayatın gerektirdiği çeşitli eşya ve âletler.

[5]       Rahimzade-i Safevi, Şerh-i Cengha ve Tarih-i Zindegani-yi Şah İsmail-i Safevî, Tehran 1341.

    Bu konuda geri bildirim bırakın

    • Değerlendirme
    X