Hayatım Hatıralarım

Şenkaya ve Oltu Seyahatleri

Şenkaya ve Oltu Seyahatleri

Cezayir isminde Oltulu bir talebem vardı. 1967-68 yıllarında Cezayir’in Şenkaya müftüsü olduğunu öğrendim. Ders yapmamıza vesile olur ümidiyle kendisini ziyaret etmeye karar verdim. Çantama birkaç kitap koydum ve yola çıktım.

Şenkaya’da müftüyü buldum. Beni misafir etti. Ona: “Akşam etraftan birkaç kişiyi dâvet edin de müsait bir yerde ders okuyalım.” dedim. “Aman Hocam, burada olmaz!” dedi. Müftünün yanında Mehmed isminde bir öğretmen vardı. Kendisi Nur talebesi imiş. “Hocam” dedi. “Biliyor musunuz, buradaki câmide üç kişi namaz kılıyoruz. Biri müftü, biri imam, biri de ben.”

Mehmed’in teklifiyle etrafı şöyle bir dolaşmaya çıktık.

İkindi vaktiydi. Kahveler ağzına kadar doluydu. Mehmed kahvedeki kalabalığı göstererek şöyle dedi:

“Hocam, bu sohbeti burada yapamayız.” Tekrar Müftü Efendi’nin yanına döndük.

Gece müftünün evinde kaldım. Sabah kahvaltıdan sonra müftü: “Hocam, sen buradan gitsen iyi olur.” dedi.

Beni bir otobüse bindirdiler. Bileti Oltu’ya aldılar. Oltu’ya indiğimde öğle ezanı okunuyordu. Hemen bir câmiye gittim. Gittiğim bu câmi Aslan Paşa Câmii imiş. Câmi tıklım tıklım doluydu. Namazı kıldıktan sonra bütün hüznüm kayboldu.

Câmiden çıktığımda arkamdan birisi yaklaştı. Hızlı ve sert konuşan birisiydi: “Merhaba Efendi. Hoş geldin.” dedi ve nereli olduğumu, Oltu’da kimseyi tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de kimseyi tanımadığımı söyledim. “Hele buyur!” diyerek beni evine dâvet etti. Ben de gitmekten biraz çekiniyordum. O ise beni âdeta zorla götürüyordu. Sonunda evine kadar gittik. Üst kata çıktık. Oturunca kendisiyle tanıştık. İsmi Halil imiş ve demircilik yapıyormuş. Birlikte yemek yedik.

Yemekten sonra Bediüzzaman’ı duyup duymadığını sordum. “Duydum.” dedi. “Peki onun eserlerini gördün mü?” diye sordum. “Hayır, hiç görmedim.” dedi. Kitapları çıkarıp gösterdim. “Sana biraz okuyayım da dinle.” dedim.

Biraz okuduktan sonra: “Âşık Sümmani’yi bilir misin? O da böyle demiş.” dedi ve arkasından onun bir beytini okudu. Sonra biraz daha okudum. “Kuddusi Baba’yı biliyor musun? O da bir beytinde şöyle demiş.” diyerek ondan da bir beyit okudu.

Biraz sonra bir delikanlı geldi. “Oğlum Musa” dedi “Koş Ali’yi çağır gelsin.”

Aradan çok geçmeden Musa, yanında bir adamla geldi. Adam beni görünce: “Hocam sen burada ne arıyorsun?” dedi. Benim şaşırdığımı anlayınca: “Sen Kırkıncı Hoca değil misin?” diye sordu ve ilave etti:

“Ben Karanlık Kümbet Medresesi’nde sizin bir dersinizi dinlemiştim.”

Ali, ev sâhibinin kardeşiymiş. Ali Bey benimle konuşurken ev sâhibi onun sözünü keserek: “Konuşma! Bir gazel oku da dinleyelim.” dedi ve Ali başladı gazel okumaya. Maşaallah, çok güzel bir sesi vardı.

Gazel faslı biraz uzun sürünce ben rahatsız olmaya başladım. Halil Usta “Sıkılma.” dedi, “Zaten bu gece burada kalacaksın.” Musa da bu arada etrafımda dolaşıyordu. Ben de Musa’ya: “Madem akşam burada kalacağız, etraftan birkaç kişi çağır da bir sohbet yapalım.” dedim. O da: “Tamam Hocam.” dedi. Akşam cemaat toplandı. Ders okudum. Musa’nın babası da dersi zevkle dinledi. Bu seyahatimden sonra artık Musa Şahin Efendi’nin evi Risale-i Nur’a konak oldu.

    Bu konuda geri bildirim bırakın

    • Değerlendirme
    X