Eleşkirt Seyahati ve Müftüsünün, Üstad Hakkında Anlattıkları
Eleşkirt’te Hüseyin Aslan isminde esnaf birisi vardı. Erzurum’a her gelişinde kendisini misafir ederdik. Bizi Eleşkirt’e dâvet etti. Vahdettin Hızıroğlu ile birlikte ziyaretine gittik. Akşam evinde ekserisi esnaftan olan bir cemaat topladı. Onlara ders okuduk. Daha sonra: “Hocam, buranın müftüsü Abdulaziz Bey, Üstad’ı çok iyi biliyor. Sabah onun ziyaretine gidelim.” dedi. Ben çok sevindim. Sabah Müftü Efendi’nin yanına gittik. Müftü Efendi henüz gelmemişti. Biraz sonra içeriye bembeyaz sakallı, beli bükülmüş bir ihtiyar geldi ve makamına oturdu. Hüseyin Efendi, bizim Nur talebesi olduğumuzu söyleyince Müftü Efendi hemen ayağa kalktı, bizi kucakladı ve ikramlarda bulundu. Kendisine Üstad Hazretleri’ni nasıl tanıdığını sorduk.
Kendisine has şivesiyle bize şunları anlattı:
“Babam Eleşkirt’in Toprakkale Köyü’nde müderristi. Bu bölgenin en büyük âlimiydi. Biz babamdan ders okurken, Üstad’ı “Molla Said-i Meşhur” nâmıyla tanıyorduk. Kendisinin vehbî ilimlere mazhar olduğunu ve Şark’taki bütün müderrislerin ve âlimlerin takdirini kazandığını duymuştuk. Bir gün Bediüzzaman bizim medresemize geldi. Babam yetmiş yaşını geçmiş olduğu hâlde ona çok büyük saygı gösterdi. Ayağa kalktı. Biz hayranlıkla onu seyrediyorduk.”
Sonra Üstad’ı tarif etti ve konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Babamın büyük ve zengin bir kütüphânesi vardı. Bediüzzaman Hazretleri yatağının o kütüphâneye serilmesini istedi. Orada kalmaya başladı. Kendisine verdiğimiz yemeklerin hemen hepsini iade ediyor, yalnız bir tas çorba ile iktifa ediyordu. Misafir kaldığı süre içinde bütün vaktini kütüphânede geçiriyordu. Ancak mütâlaa tarzı biraz garipti. Bir kitabı alıyor, kendisine ait oturuşuyla kitapları öylece okuyordu. Üstad’ın hikmetini bilmediği oturuş şeklini görünce, babasına:
“Seyda! Sen bu zâta boşuna itibar ediyorsun. Bu zâtın kitap okuyuş şeklini gördün mü, benim hoşuma gitmiyor. Doğru dürüst okumuyor bile.” dedim. Babam beni azarladı ve:
“Siz ona karışmayın” dedi. Onun kıymetini ve babamın ona olan saygısının sebebini sonradan anladık. On beş gün içinde o kütüphânedeki birçok kitabı mütâlaa etti. O zamanlar bir mührü vardı. Üzerinde “Bende-i Şâh-ı Merdân Bediüzzaman” yazılıydı. Kütüphânedeki kitapları tetkik ettik. Büyük çoğunluğunda bu mührün basıldığını gördük. Kısa bir zamanda bu kadar kitabı mütâlaa etmiş olmasına hayran kaldık. Kitapların arasındaki bazı boş kâğıtlara da mührünü basmıştı.”
Müftü Efendi bunlardan birisini bana hediye etti. Biz de onlara Bediüzzaman’ın yazmış olduğu Risale-i Nur Külliyatı’ndan bahsettik ve bu eserleri Eleşkirtli gençlere tavsiye etmesini istirham ettik ve elini öperek oradan ayrıldık.

Bu konuda geri bildirim bırakın